Epi-fenomen, kullanışlı bir felsefe terimi; ‘Gölge-olgu’ diye çevirenler var. Kendi başına bir varlığı olmayan, var olabilmek için bir başka olguya gereksinim duyan olgu türlerini anlatır.
Yalnızca bir tepki olarak vardır. Etkiyi kaldırırsanız o da yok olur.
Aksiyoner değil, reaksiyonerdir: İlerici değil gerici; bu nedenle bilinir, İngilizcede ‘reaction’ sözcüğü irtica anlamına da gelir.
Siyaset teorisi aynı olguyu ‘negatif muhalefet’ diye adlandırıyor; bizde bilinen adıyla ‘istemezük’çülük.
…
Ak Parti ‘fenomeni’, Türkiye siyaset sahnesinde böyle bir gölge-olgular topluluğu yarattı. Türkiye’nin dikey örgütlenmiş siyasal yelpazesini yatay eksende kesen referandum öylesine ‘geniş’ bir parantez açtı ki, en sağdan en sola kadar bütün bu reaksiyoner uçlar bir beis görmeden içinde yer alabiliyor.
Pozisyonlarını Ak Parti’ye bakarak belirliyorlar. Böylece ‘ölümüne karşı’ oldukları bir siyasa tarafından belirleniyor olduklarının, giderek onun bir gölgesine dönüştüklerinin farkında bile değiller.
Bu anlamda neredeyse ipnotize olma derecesinde ‘Ak Parti Etkisi’ne maruz kalan CHP’nin gericileşmesi kaçınılmazdı. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi, hatta referandumda ‘Evet’ diyeceğini açıklayan yedi kuşak CHP’li belediye başkanını bile ihanetle, yani Ak Partili olmakla suçlamaları bu reaksiyonerliğin bariz bir göstergesidir.Onlar için tek ölçü, bir tek kriter vardır: Ak Parti!
Referanduma Evet mi diyorsunuz? Ak Partilisiniz! Hayır mı diyorsunuz, ne olduğunuzun bir önemi yok; parantezin içindeki şekilsiz kalabalığın içinde yerinizi alabilirsiniz. CHP’nin bu gerici siyaset tarzını, ya da Ali Acar’ın keyfi icraatlarını mı eleştirdiniz? Yersiniz o artık kimsenin takmadığı mührü.
…
Bu nedenle, ne Baykal CHP’sinin, ne de gerek koltuğu alış biçimi ve gerekse Önder Sav karşısındaki konumu ile bizatihi bir gölge-olgu olduğu apaçık olan Kılıçdaroğlu CHP’sinin tutumlarında şaşırtıcı bir şey yok. Bir sonraki soruna ne ‘tepki’ vereceklerini tahmin etmek için, ‘etki’ye, AK Parti’ye bakın yeter.
Tuhaf olan CHP dışındaki solun tutumu. Bir yandan bir türlü bir ‘siyasal etki’ olamamanın kendilerini sürüklediği bulamaçta CHPMHP’ye karışmanın utancı, öte yanda AKP’li görünme telaşı, artık ekşimiş bir kabak tadı veren bir orta yol çizgisine bir kez daha mahkum ediyor onları. ‘Referandumda 2 kere Hayır’mış!
Tanrım ne kadar yaratıcı! Akılları sıra, CHPMHP’yle farklarını vurguluyorlar.
Bunun ‘2 kere Evet’ten ne farkı var!
30 yıldır ilkinin özeleştirisinden kaçmanın bedelini, ‘İkinci 12 Eylül bozgunu’ olarak yaşamaya ve yaşatmaya çağırıyorlar ‘halkımızı’…
‘Radikal’ sol, 2010 12 Eylülü üzerine ahkam keseceğine, önce 1980 12 Eylülünün bir hesabını vermelidir. Sokakta, ‘tezgah’ta ve mapusta 1 gecede biten direnişin…
Kendi ‘hayır’larının farkını böyle gülünç ikilemelerle anlatma çabası yerine, önce teslim olmakla esir düşmek arasındaki fark üzerine konuşmak gerekmez mi?
‘Açık faşizm’in türleri arasında tercih yapanların, Ak Parti’nin ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etme’ politikalarından şikayet etmeye hakkı var mıdır?
HSYK’yı, Anayasa Mahkemesini savunmak size mi düştü? Onların yeterince avukatı var. Siz önce cunta mahkemelerindeki kendi savunmanızın hesabını versenize! Mesela faşizmi işkenceci olmakla itham eden ‘ortak savunma’nızdan…
…
Üzgünüm ama, hala ‘işkence altında alınmış’ izlenimi veren ifadelerle Evet diyenleri Ak Partili olmakla suçlamanız, 30 yıldır giydiğiniz deli gömleğine alışmış olduğunuzun bir göstergesidir.
…
İnsanın ‘Evet çıkarsa, sıkarım kurşunu beynime yargılatmam kendimi’ diyenlere saygı duyası geliyor.
Yazık…





Jodie Marsh !
1 milyon kişi "aşk" için toplandı!
En ilginç kazalar
Japonlardan Seksi Show!


Şimdi saldırdığın insanın ne kadar emek harcamış ve bedel ödemiş olabileceğini bir düşün. Sonra "Ahkam" ve "Ego ne demekmiş tartarak yazdıklarını oku. O ithamlar asıl kime gidiyor o zaman fark edersin.
Not: Eminim "Sırça köşk" meselesinde de bir sürpriz çıkabilir....