-
BIST 100
16267,95%1,96
-
DOLAR
44,20% 0,09
-
EURO
51,02% 0,32
-
GRAM ALTIN
7117,15% 0,12
-
Ç. ALTIN
11584,42% 0,43
Davutoğlu:"Sözün bittiği, kelamın tükendiği anları yaşıyoruz"
Sözün bittiği, kelamın tükendiği anları yaşıyoruz. Dünyada yangın var, hepimiz biliyoruz, yangının çıkartıcılarını da biliyoruz.
Sözün bittiği, kelamın tükendiği anları yaşıyoruz. Dünyada yangın var, hepimiz biliyoruz, yangının çıkartıcılarını da biliyoruz. Bölgemizde yangın var onu da biliyoruz, ama yüreğimizde ayrı bir yangın var, yüreğimizdeki yangın dinmiyor bir haftadır. Yüreğimizdeki yangın sadece bizim yüreğimizi değil, bütün vatan sathındaki yürekleri dağlıyor. Onun için bugün başka bir şey konuşma vakti değil, bugün sadece yüreğimizdeki yangını ve bu yangın kışkırtıcılarını, bu yangının sorumlularını konuşma günü.
Değerli arkadaşlar, dün akşam bir ziyaretteydim, bir komşu ziyaretinde. 4 yıl komşuluk yaptığım, geçen seneye kadar da komşumuz olan Kürşat ve Nergis Yıldız Hanımların evindeydim. Ama Kürşat Bey yoktu, Nergis Hanım da yoktu, geride kalan iki yetimi, 21 yaşındaki Büşra, 15 yaşındaki Tuana, kardeşi Erkan Yıldız ve eşi Reyhan Hanım vardı. Çünkü Kürşat Beyi ve Nergis Hanımı Kartalkaya’da kaybetmiştik. Uzun bir süre evde kaldım.
Sayılar arkadaşlar sayılar, rakamlar önemli, ama bazen rakamların arkasındaki gerçekleri, rakamların arkasındaki duyguları unuturuz, kendimizi rakamlara bağlarız, 78 kişi deriz, 36 çocuk deriz, ama bu çocukların, bu yetişkinlerin, kadınların, erkeklerin her birinin bir hikayesi var. Ben sadece birine şahit oldum dün ve gece boyu o hatırayla yüzleşmekten gözüme uyku girmedi. Burada sizin huzurunuzda bundan 2 ay önce İzmir’de 5 çocuğumuz yandığında da aynı duygularla hitap etmiştim size, yüreğimiz parçalanmıştı. Geçen sene bu vakitler 11 ilimizde bir gece yarısı onbinlerce insanı kaybettiğimizde ve günlerce müdahale edilmeyen evlerden gelen çığlıklar yüreğimizi dağladığında da bir yangın vardı.
Lincoln’a atfedilen bir söz vardır, ülkeler dış istilalarla yıkılmaz, ülkeler iç çürümelerle yakılır.
Gelin size dünkü sohbetimden dakikalarla ilgili bir mesaj iletiyim. Aktarabilirse arkadaşlar orada görecekler.
Saat 03:41, Kürşat Bey kardeşi Erkan Beyi arıyor, oda duman doldu, Erkan, çıkamıyorum odadan, haber edin hiçbir itfaiye yok ortada diye feryat ediyor, hiç kimse yok sesimizi duyuramıyoruz diyor. Erkan Bey kardeşi yatağından fırlayıp eşiyle birlikte hemen giyinmeye başlıyor. 28 saniye sürüyor konuşmaları. 03:43 bir kez daha konuşuyorlar, hemen geliyoruz diyor Erkan Bey, 38 saniye sürüyor konuşmaları. Yola çıkıyorlar, 03:52’de cevapsız çıkıyor. Bu onun cep telefonun görüntüsü. 03:54’te bir daha arıyor Kürşat Bey, diyor ki, artık takatim kalmadı, hakkınızı helal edin. Ve çocuk uyuyor o sırada. Erkan Bey, 03:54’te helallik istendiği andan itibaren yolda, saat 4:14’te arıyor cevap yok, 04:17 cevap yok, 04:38 cevap yok ve Erkan Bey oraya 05:15’te ulaşıyor. 05:15’te, bakmayın kamuoyuna ne söylendiğine, 05:15’te vardığımızda diyor Erkan Bey, tek bir itfaiye arabası yoktu, olan tek itfaiye arabasını biz yolda geçmiştik, içindeki su tankı kendisine bile yetmeyecek bir itfaiye arabasıydı. Hangi ülkede yaşıyoruz arkadaşlar biz, nerede yaşıyoruz? Kimdir bunun sorumlusu?
İtfaiyenin gelişi, onların ifadesi, görgü ifadesidir, tahkikat yapan savcılar da bunu duysun. Bunu sordum Erkan Beye, bütün bu detayı verebilir miyim yarın grup konuşmamda dedim, verebilirsiniz, yüreğimiz yanıyor dedi. Bir yanımda Tuana oturuyor 15 yaşındaki, diğer yanımda Büşra oturuyor, metin kızlar.
Tuana’yı kim kurtarıyor biliyor musunuz? Aslında Tuana da oraya gidecekmiş, bir küçük kedileri var evde, evde kedi yalnız kalmasın diye Tuana gitmemeye karar veriyor. O kediyi getirdiler, kediyi okşadım, Allah’ın bir hikmeti o kedi Tuana’yı kurtarıyor, yoksa o da orada olamayacaktı.
Ve dedikleri şu: Saat 13:00 civarında 48 cenaze vardı, orada yazıyordu diyor 48 cenaze, teşhis bizi çağırdılar, sıralanmış cenazeleri gördük. O sırada iktidar partisinin Ankara’da kongresi vardı, rozetler takılıyordu, büyük bir facia olduğu haberi olmasın diye hala 8 ila 10 arasında cenazeden bahsediliyordu arkadaşlar; böyle vicdansızlık olur mu? Bir rozet uğruna halktan bu gerçekleri nasıl saklarsınız?
Teşhis ettiklerinde söyleyecek söz bulamazlar. Kimi cenazelerin geride kalan hiçbir şeyi yok, Kürşat Beylerin o anlamda bedeni bakımından cenaze bütün görünüyor.
Şimdi böyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ve bir haftadır televizyonlar tartışıyor, her şey açık. Sebepleri söylemeyeceğim, çünkü artık sebepler hepsi biliniyor, ama size yüz kızartıcı Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlığını, Bakanlığını yaparak dünyada temsil etmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için yüz kızartıcı bir raporu okuyacağım, bahsedeceğim.
NFPA The National Fire Protection Association Amerika, aynı gün bir rapor yayınlıyor bu yangınla ilgili, tek tek eksikleri sıralıyor görgü şahitlerine göre ve söylediği şey çok acı: 1980’de MGM işin ilginci Grand Otel, o da grand, Las Vegas’taki MGM otelinde gördüğümüz bütün aksaklıklar -ki orada da 85 kişi vefat etmiş- Kartalkaya’da da var. Yani bize dedikleri şu o yabancıların: Siz bizden bir yüzyıl geridesiniz. Orada 1980’de düşünülüp yangın tecrübesinden sonra alınan tedbirler, buradakileri hepsi aynı, binanın içinde yangın merdiveni, alarm sistemi çalışmıyor, sensörler yok vesaire vesaire. Hepsini sıralıyor, bunu diyor 1980’de Las Vegas’ta görmüştük biz diyor, 50 sene önce. Türkiye asrından bahsedenler, Türkiye devrinden bahsedenler, Türkiye çağından bahsedenler, siz bizi bir yüzyıl gerideki bir acıyı yaşattınız, yazıklar olsun size.
Sonra sebepler açık, tatbikat yapılmamış, oraya herhangi bir havadan indirme yapılabilecek imkan yok yok yok yok, bunların hepsi yok, yangın alarmı yok, yangın merdiveni yok, sensörler yok, heliport yok, drone yok, itfaiye yetişmiyor o yok. Ama en önemlisi ne biliyor musunuz arkadaşlar? Vicdan yok vicdan, yürek yok yürek, yanmıyor yürekleri. Yanmayan yürekten fikir çıkmaz, düşünce çıkmaz, tedbir çıkmaz.
Niye yanmıyor yürekleri? Bir haftadır bir tiyatro oynanıyor, Turizm Bakanı yandaş birtakım ekranlara çıkıp kendini savunmaya çalışıyor, karşı taraf da Belediye Başkanı ona cevap veriyor o da kendi kanallarında. Hepiniz suçlusunuz. Ben size suçluları sayayım, ... suçlusu değil bu, bir zihniyet var burada, bir zihniyet. Bizim kavgamız kişilerle değil, zihniyetle değil. Burada suçlu olan rant siyasetidir; bir. Şov siyasetidir; iki. Kültür ve Turizm Bakanının rant siyaseti, Bolu Belediye Başkanının şov siyaseti 78 cana mal oldu. Bunu söylüyorsam boşa söylemiyorum.
Şimdi size rant ticareti nedir onu anlatacağım Kültür ve Turizm Bakanının, bakalım utanacak mı?
Kim sorumlu? Merkezi yönetim itibarıyla söylüyorum, bazen size soruyorlar, siz olsaydınız ne yapardınız? Aynı gün şu yetkililerin hepsini hesaba çekerdim, 4 bakanı Yüce Divana göndertmediler, ama bunların hepsini Yüce Divana göndertirdim. Kim? Turizm Bakanı. Kim? Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü, özellikle üzerinde duracağım Turizm Yatırım İşletmeler Genel Müdürü. Kim? İl Kültür ve Turizm Müdürü. Kim? Yerelde Belediye Başkanı, Kim? İl özel idaresi ve tabi ki o il özel idaresinin başındaki Vali de aynı ölçüde sorumlu. Kim? İtfaiye Müdürü. Kim? Şirket sorumlusu. Kim? AFAD. Hepsi birden sorumlu, hepsi birden ortak bir cinayete eşlik ettiler. Arkadaşlar, yüksek sesle konuşuyorsam yüreğim yandığındandır. İki kızın yüreğini getirdim buraya. Siyasi bir hesap sorma peşinde değilim, ama şimdi sormak zorundayım. Önce rant hesabından soru soralım. Mehmet Nuri Ersoy imzalı bir yazı, tarih 2018. Otele gidiyor, bu otele. Sertifika veriliyor o imzayla ETS firması tarafından. Diyor ki, mutlu misafir sertifikası. Yani Kartalkaya’daki otelin sahibine Mehmet Nuri Ersoy imza ile mutlu misafir sertifikası veriyor. Şimdi ne vereceksiniz Sayın Bakan, şimdi ne vereceksiniz mutlu misafir sertifikası verdiğiniz işletmeye, cinayet teşebbüs sertifikası mı?
Bakın şimdi, daha önce bu kürsüden de ifade ettim. Şimdi Kültür Turizm Bakanlığı’na doğrudan soruyorum ve hesap soracağız arkadaşlar, böyle ucuz kurtuluş yok. Bakın, 18 Eylül 2020 tarihli Aydın-Muğla illerini kapsayan bütünleşik kıyı alanları planı onaylanıyor, buna itirazlar geliyor. Dedim ki attığım tweet’te, Kültür Turizm Bakanı Ege’de talan ettiği sahillerle uğraşacağına Kültür Turizm Bakanlığı yapsaydı bu olmazdı. Bu şovmen Belediye Başkanı da mazlum mültecilerin suyunu keseceğine Kerbela gibi, itfaiyeyle uğraşsaydı bu olmazdı. Şimdi bu bütünleşik kıyı alanları planına dikkat edin ve Grup Başkanımıza, grup başkanvekillerimize söylüyorum, bunu Meclis gündemine getireceksiniz ve hesap soracaksınız. O zaman itirazlar onaylanmıyor, ne zaman onaylanıyor? 26 Mart 2023’te seçimlerden hemen önce Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıyor, 19 Nisan’da da askıya çıkıyor. Nedir bu planın özelliği veya önemi? Bu planda ne yapılıyor bakın arkadaşlar, uzun-detaylı girmeyeceğim vaktimiz yok, bu planla yapılan 4 ana unsur var. İmarsız ve ruhsatsız şekilde inşa edilen yapıları ruhsatlandırıp kurtarma planı yapılıyor. Kişi ve kuruluşlara verilen tahsisler ile peşkeş çekilmiş olan hazine arazilerini koruyor. Amaç doğrultusunda düşük bedellerle satın alınmış plansız taşınmazları nokta atışı işaretleyerek rant veriyor ve doğal güzellikleri talan ediyor. Şimdi Turizm Bakanının en önemli mesele, biraz sonra geleceğim, iç siyasi ahlak yasası teklif etmiştik biz. Geleceğim o siyasi ahlak yasasına. Bu siyasi ahlak yasası yürürlükte olsaydı arkadaşlar, bir turizm şirketi sahibi Turizm Bakanı olamazdı. Hastane sahibi, Sağlık Bakanı olamazdı. Ticaretle uğraşan birisi Ekonomi Bakanı olup da kendi şirketine dezenfektan satamazdı.
Bakın şimdi Kültür Turizm Bakanlığı’nın marifetleri, Kültür Turizm Bakanı hazinenin otel yapımına uygun gördüğü tüm konumları öncelikle bütünleşik kıyı alanları planı, vesaire planlar doğrultusunda şekillendiriyor. Bütünleşik kıyı alanları çevre şehirciliğin, ama bu alanları tahsis Kültür Turizm Bakanlığı’na ait. Akabinde kendi Bakanlığından kendi imzasıyla kendi şirketlerine tahsis yapıyor aynı kendi şirketine dezenfektan alan Bakan gibi. Sadece bununla da sınırlı kalmıyor, satın almış aldığı alanlarda kendi Bakanlığı yetkisiyle turizm imar planı yapıyor. İmar planıyla çözüm üretemediği yerlerde, mesela Adalıyalı arazisi gibi alanlarda kendi Bakanlığından sadece kendi şirketlerinin sahip olduğu arazilere rant katacak şekilde lüks çadır yönetmeliği çıkartıyor. Arkadaşlar, imar çıkartamayınca çadır çıkartıyor. Devleti çadır devletine çevirdiler bunlar ya, yazıklar olsun. Bu yönetmelik öyle hazırlanmış ki, tüm onaylar Bakanlık imzasına bağlı olduğu için başka kimse faydalanamıyor. Sadece Bakan kendi projelerine imza atıyor. Bakanın Bodrum’da Cennet Koyu’nda yer alan çok tartışılmış haksız imar planları yapmış olduğu otelin bitişiğinde bir yer var. O otelle ilgili çok tartışıldı… 25 dönüm yer orman arazisi Bakanın oteline bitişik, Bakana tahsis ediliyor. Kim tarafından? Bakan önce bu ormanlık alanı kendi imzasıyla kendi şirketine tahsis ediyor ormanlık alan diye, sonra –burada Orman Bakanlığı da suçlu- sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte ormanlık alana 0,30 emsalli turizm imar planı hazırlıyor ve onaylıyor ve imzaya açıyor. Bu hususta muhalefetin de dikkat etmesi gereken bir şey var, bütün bu işlemlere Muğla Büyükşehir Belediyesi itiraz ediyor, ama Bodrum Belediyesi itiraz etmiyor. Kimin eli kimin cebinde Allah aşkına, kimi eli kimin cebinde?
Şimdi esas turpun büyüğü diyorlar ya, şimdi bir harita göstereceğim size, ondan önce de bir sözleşme. Sözleşmeyi yansıtabilir misiniz? Bir ilana çıkılıyor, ne zaman biliyor musunuz? 21 Ocak’ta biz Kartalkaya’da yürekler yanarken, feryatlar arşa yükselirken 22 Ocak’ta bir ilana çıkılıyor. İlan burada bakın, ne diyor ilan, 3 alanı tanımlıyor ve bu 3 alanda kiralama işlemi yapılacak. 22 Ocak, Bakanın kafası orayla meşgul. 3 Şubat’ta ihaleye çıkılacak burada. Birisi Ankara Gölbaşı’nda bir alan, küçük, rakamı 435 bin liralık bir alan. İkincisi Ankara Gölbaşı, bakın karartmaya, sanki Ankara civarında işler var, 650 bin Türk Lirası. Üçüncüsü Muğla-Dalaman, bahsedilen yer 10 milyon 115 bin Türk Lirası. İlana çıkmanın minimum süresi 30 gün arkadaşlar, pazarlık usulü deyip kanun arkasından dolaşıyorlar, 22 Ocak’taki ilan için ilana çıktıkları 3 Şubat’ta ihaleye çıkacaklar ve 3 Şubat’ta burayı Bakanlığın, Bakanın uygun gördüğü kimse, kime burası talan için ayrılmışsa oraya verilecek. Arkadaşlar, bu nasıl bir Bakanlık ya? Devlet mi şirketleşti, şirket mi devletleşti? Bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devletini bir şirket gibi yönetiyorlar. Ortağı 85 milyon olan değil, ortağı çetelerden oluşan, bürokrasiye sızmış çıkar çetelerinden oluşan bir şirket gibi yönetiyorlar. Yetmiyor, yetmiyor… Şirketi de devlete taşıyorlar.
Şimdi ikinci sorumluya gelelim, ikinci sorumlu Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü. Neden sorumlu? Çünkü bütün belge değerlendirme işlemleri orada yapılıyor. Bu tahsis yapılan koyu gösterebilecek misiniz? 3 Şubat’ta, şimdiden söylüyorum bu ihaleye herkes dikkat etsin, 21 Ocak yangın olurken 22 Ocak’ta yapılan ilanın 3 Şubat’ta ihaleye çıkacak olan arazisi burası, Göcek’in en güzel koylarından birisi. Şimdi devlet mi şirketleşiyor dedim, şirket mi devletleşiyor? Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü neyle sorumlu Turizm Bakanlığı’nda? Belge değerlendirme ve onaylama. Başında kim var? Neşe Çıldık. Neşe Çıldık’tan önce Şennur Aldemir Doğan var. Sayın Bakan, Bakan olunca Neşe Çıldık’ı bu Genel Müdürlüğün Yardımcısı yapıyor ve seçimden sonra, 2023’ten sonra da Neşe Çıldık’ı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü yapıyor. Kim Neşe Çıldık? ETS2de çalışan Bakanın şirketinde çalışan birisi. Arkadaşlar, nasıl olur bu ya? Neşe Çıldık, şu anda bütün buraları denetlemekle sorumlu olan Genel Müdür, ETS firmasının yetkilisiyken oradan oraya atanıyor Bir tarafta şu kimliğiyle Bakan, Genel Müdür kimliğiyle yatırım belgeleri veriyor, ETS kimliğiyle de o belgeyi kullanıyor. Arkadaşlar, böyle bir devlet mi olur ya? Böyle bir rezalet mi olur? Sonra da televizyon televizyon gezeceksiniz, efendim bizim sorumluluğumuzda değil.
Peki ne yapar bu Yatırım ve İşler Genel Müdürlüğü? Madde madde okuyorum.
Bir, vaziyet planı onayını o yapar, otellerin vaziyet planı onayı.
İki, imar planı onaylamasını o yapar.
Üç, turizm yatırım planlama belgesi onayını o yapar.
Dört, otel ruhsatının onayını o verir.
Beş, otel ruhsatının tanzimini o verir.
Altı, denetimi o yapar.
Peki, ne oldu bu … siz oradaki elektrikçiyi, aşçıyı alıyorsunuz, emekçiyi alıyorsunuz niye bu işlerden sorumlu Genel Müdür orada görev yapıyor? Çünkü ETS yetkilisi. Şirket yetkilisinin devlet memurundan daha şey görüldüğü daha önemli görüldüğü bir yer olur mu? Nasıl geliyor bu devlet memurluğuna bu şekilde? Sonra Bakanı sanki dinlersek diyor ki, bütün bunları otel yapacaktı biz de imzalayacaktık. Noter makamı mısınız siz? Siz gelen her yazıyı imzalamakla görevli, onaylamakla görevli noter makamı mısınız? Ne zaman denetlediniz bu şeyi son olarak? Şimdi İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü merkezi teşkilatın oradaki temsilcisi, başvuru ve belge düzenleme ona ait o da sorumlu.
Dört, şimdi gelelim Belediye Başkanına. Öyle bir Belediye Başkanı ki şov yapmak için kendi genel merkezinin önüne otobüsle mi gelmişti, kamyonla mı hatırlarsınız. Öyle bir Belediye Başkanı ki yolda izmaritleri toparlıyor da, dağda ki otelin gidecek itfaiye. Şunu demeye hakkı yok: Bizim yetki alanımızda değil, mücavir alanda değil, hayır o da bir yanlışlık, inşallah bir gün iktidar nasip olduğunda bunu düzeltmemiz lazım. AFAD’ın yetkisi de var, ama belediyelerde yangının olduğu yerde mücavir alan dışında ilk itfaiye neresiyse o sorumludur. İlçe itfaiyesi yetersizse il itfaiyesi. Peki, siz bu mücavir alan değil diye oranın itfaiye yetkisi sende değil mi? 12 Aralık 2024 tarihinde Bolu Belediyesi İtfaiye Müdürlüğüne bir başvuru yapılıyor, 16 Aralık’ta bir raporla tespit edilen 8 başlıktaki eksiklik takip edilip merkeze bildirileceğine, 24 Aralık’ta bu başvuru geri çekiliyor. Şimdi Belediye Başkanın en önemli mazeretine bakın, bakın toparlayacağım. Diyor ki Belediye Başkanı, dayısının oğlu belediye başkan yardımcısı, itfaiye de ona sorumlu herkes yüklendi ya. Vallahi cevap zihniyet bozukluğunun, çürümenin nereye gittiğini gösteren nitelikte. Ben dayıoğlu mu çalıştırmışım doğru, ama Cumhurbaşkanı kendi Damadını Bakan yaptıysa benim dayıoğlumu çalıştırmamda ne sakınca var? Arkadaşlar, Türkiye’nin özeti bu, al birini vur ötekine, al birini vur ötekine. Balık baştan kokar balık baştan.
Şimdi de Ana Muhalefet liderlerine sesleniyorum, onlara sesleniyorum çürüme tek taraflı değil arkadaşlar. Eğer gerçekten siyasi ahlaka önem veriyorsanız kendi disiplin kurulunuzu işletirsiniz ve Belediye Başkanını önce siz görevden alınsınız. O Belediye Başkanı orada durdukça Ana Muhalefet Partisi kimseye siyasi ahlak dersi veremez. O Kültür ve Turizm Bakanı ve onun atadığı Genel Müdür orada durdukça, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı da dahil, Hükümet de dahil, AK Parti iktidarları kimseye hesap veremez arkadaşlar, bunların hepsinin derhal görevden el çektirilmesi lazım.
Şimdi size bunlara iki ders vereceğim ve huzurunuzdan ayrılacağım. Birisi tarihi bir ders tarihten. Tarih 1789 hani Osmanlı’yı çok severler ya bizimkiler. Özi Kalesini Rus askerleri kuşatır direnir bizim askerler, Ruslar girer Özi’ye ve on binlerce Müslümanı katlederler. Haber İstanbul’a saraya ulaşır Sultan 1. Abdülhamit, 2. Abdülhamit değil, 1. Abdülhamit çok maruf bilinmez, ama bakın devlet hassasiyetine. Haber geldiğinde başını iki elinin arasına alır ve der ki, ben nasıl bir hakanım ki vatan tebaamı koruyamadım der ve orada düşer ve ölür, kısa bir süre sonra ölür fenalık geçirip. Gençtir yaşı öyle de çok yaşlı da değil. Öyle bir ağırlık çökmüştür ki yüreğine ben nasıl bir hakanım ki tebaamı koruyamadım der haber ulaştığında 1789’da orada ölür. Şimdi bunların hanelerine bu haber ulaştığında ne haldeydiler? Sizin yüreğinizin o kadar büyük bir ateşte yanmadığınızı biliyorum size böyle bir acıyla ölün de demiyorum o Allah’ın takdiri, ama en azından istifa etme onurunu gösterin, istifa edin, istifa edin istifa. Affedilme diye bir şey çıktı, istifa şahsiyetli insanların yapacağı bir iştir, affedilmek şahsiyetini kaybedenlerin icbar bırakıldığı bir muameledir. Haysiyeti olan bütün bu olaydan sonra istifa eder.
Birde günlük ders verelim, Sırbistan devlet geleneği bizimle mukayese edilemez bizim vilayetimizdi vaktinde. Demokratik geleneği bizimle mukayese edilemez Sırbistan demokrasiye geçmeye çalıştığında biz 50 yıllık demokrasiydik. Geçen gün tren istasyonu faciasında 15 kişi öldü 4 kişi istifa etti. Başbakan Miloş Vucevic, Ulaştırma Bakanı Goran Vesiç tutuklandı, Ticaret Bakanı Tomislav Nomiroviç, Demiryolu Genel Müdürü Yelena Tanaskoviç. Ulaştırma Bakanıyla, Demiryolu Genel Müdürü de tutuklandı. Bizimkiler aşçıyı tutuklar, onlar sorumlu gördükleri devlet adamını tutuklar aradaki fark bu. Peki, neden çözüm ne arkadaşlar? Çözümü üç madde de söylüyorum. Siyasi ahlak, şeffaflık, hesap verilebilirlik. Herkes bana sorar niye ayrıldınız o kadar güçlüyken o makamdan? Kimse beni istifaya zorlamamıştı, affedilmek diye bir şey benim lügatimde yok zaten. İlkelerimle yaşadım, Elif gibi yaşadım, kitabımı yazarken de, devleti yönetirken de aynı ahlaki ilkelerle geldik. Sayın Bakan da bilir bütün AK Partiye geçmiş olan arkadaşlar da. Tarih 23 Nisan, 22 Nisan 2016 siyasi ahlak yasasını Meclis’e gönderdim, bu siyasi ahlak yasasında neler vardı? Çıkar çatışması olamaz devlette diyorduk, bugün olduğu gibi bir şirket yöneticisi devletin bakanı da olamaz, genel müdürü de olamaz diyorduk bir bakan da bugün olduğu gibi maalesef konsorsiyumun başına müdür olamaz diyorduk. Ve daha niceleri, nice kurallar koyuyorduk, hediye alınamaz diyorduk. Rüşvet görünümü hediyeleri kaldırmıştık birçok kuralla birlikte şeffaflık diyorduk, saklanamaz hiçbir gerçek halktan diyorduk. Gelen cevap şu oldu: Bu yasa önüme gelirse ben bunu imzalamam. Bu cevaptı fiili cevapta AK Parti MKY’sında bize karşı toplanan 47 imzayla bana şu söylendi: Ya savunduğun siyasi ahlak yasasını bırakacaksın ve bize uyacaksın ve kukla bir başbakan olacaksın ya da seninle seni pelikan çetesiyle, onunla, bununla kuşatırız.
Verdiğim cevap net oldu, ben siyaset yapıyorsam bir tek şey için yaptım ve yapıyorum ve yapacağım. Siyasi ahlak, ahlaka tabi bir siyaset için yaptım. Kur’an’ın ve hadisin slogan gibi değil, özünde ahlak olarak yaşandığı bir din anlayışı için yapıyorum. Muhafazakarlığımın sınırları budur. O gün bu siyasi ahlak yasası çıkarsa ilçe başkanı bile bulamazsın diye bana hitap eden Sayın Cumhurbaşkanı, bulduğunuz bakanları görüyoruz işte, bulduğunuz genel müdürleri görüyoruz yüreğiniz yanmıyor mu? Evet, bugün nice siyaset alanında sert mücadelelere girmiş yiğit insanlar var her üç partide de bedeller ödeyerek, biz bu mücadeleyi vereceğiz.
Dün alnından öptüğüm Tuana’ya ve Büşra’ya ve onun gibi yakınları vefat etmiş bütün ailelere söz veriyoruz, asla yalnız değilsiniz. Milletimize söz veriyoruz, siyasi ahlak bütün unsurlarıyla egemen olana kadar, son nefesimize kadar mücadele edeceğiz. Bütün bu suçlular istifa edene kadar bu baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz. 2-3 saat çığlıkları arşa yükselen mazlumların ahını alan bu iktidara sesleniyorum, derhal bütün yetkilileri görevden alın ve onurluysanız bu yetkililerin hepsinin istifa etmesini sağlayın. Tekrar geçen hafta söylediğim sözle söyleyeyim, bize Yüce Rabbimiz iktidar olun demiyor, makam sahibi olun demiyor, para sahibi olun demiyor, herkes gücünüzün önünde eğilsin demiyor. İktidar sahibi olun demiyor, ama bir tek şey söylüyor, emr olunduğu gibi dost doğru olun diyor. Allah şahit olsun, millet şahit olsun, tarih şahit olsun, o mazlumların ruhaniyeti şahit olsun ki, emr olunduğumuz gibi dost doğru olacağız, dost doğru bir devlet idaresini bu memlekete getireceğiz. Hiç kimse hiç kimsenin önünde eğilmeyecek bu baş, ama emr olunduğumuz gibi bir Elif gibi dimdik olmaya devam edecek. Sözün bittiği yerde arkadaşlar artık bizim için her tür fiil ve davranışta ahlakın başladığı an olacak.
Allah hepimizi istikamet üzere eylesin ve başımızı dik, ahlakımızı dürüst, duruşumuzu Elif gibi sabit eylesin.


