14572,80%0,77
43,04% 0,07
50,44% -0,05
6164,22% 0,29
10133,46% 0,26
Mustafa SARIİPEK
Bursa Mudanya’da ve Türkiye’nin dört bir yanında kırsal mahalleler, yıllardır çözülemeyen imar sorunları nedeniyle yıkım tehdidiyle karşı karşıya. 2014’te yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası ile köyler kentsel mevzuata bağlanmış, ancak yasada açıkça belirtilmesine rağmen imar planları süresi içinde yapılmamıştı. Bugün gelinen noktada bu ihmalin faturası köylüye kesiliyor.
İmar planı bulunmayan alanlarda vatandaş, barınma ihtiyacı için ev yaptığında, ahır kurduğunda ya da tarımsal amaçlı basit yapılar inşa ettiğinde tutanak, para cezası ve yıkım kararlarıyla karşılaşıyor. Oysa plan yapma sorumluluğu vatandaşa değil, yerel yönetimlere ait.
2018 yılında çıkarılan İmar Barışı düzenlemesiyle devlet, ülkede ciddi bir yapı sorunu olduğunu kabul etmişti. Ancak uygulamadaki belirsizlikler ve yanlış yönlendirmeler, bugün milyonlarca insanı yeniden mağdur etti. “Başvur” çağrılarıyla sisteme dâhil edilen vatandaşlar, şimdi “yanlış yaptın” denilerek yıkım tebligatlarıyla karşı karşıya bırakılıyor.
EVLER ESKİ, GÜVENSİZ, YENİLENMEYE MUHTAÇ
Mudanya’da köylünün evi eski, güvensiz ve yenilenmeye muhtaç. Ancak imar planı olmadığı gerekçesiyle vatandaş ne evini yenileyebiliyor ne de geleceğini güvence altına alabiliyor. Belediyelerin plan üretmek yerine ceza ve yıkımı tercih etmesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla bağdaşmıyor.
Vatandaşın talebi net: Yıkım değil çözüm. Hukukun, vicdanın ve aklın ortak paydada buluştuğu, köylüyü cezalandıran değil koruyan bir imar politikası.
TEK ÇÖZÜM GERÇEKTEN YIKIM MIDIR?
Yapılan açıklama şöyle: “2014 yılında yürürlüğe giren ve kır ile kenti bütünleştirme iddiası taşıyan Büyükşehir Yasası ile birlikte, kırsal yaşam biçimi göz ardı edilmiş; köylere kent hayatı dayatılmıştır. Yasa açık ve nettir: Belediyelerin, bu dönüşümün ardından iki yıl içinde imar planlarını yapması gerekiyordu. Ancak ne yazık ki bu planlar yapılmamış, bedeli ise köylüye ödetilmiştir. İmar planı olmayan alanlarda; köylü kendi barınma ihtiyacı için ev yaptığında, hayvanına ahır kurduğunda ya da tarım aletlerini koyacak basit bir yapı inşa ettiğinde; karşılığında tutanaklar, para cezaları, davalar, hapis cezaları ve yıkım kararları ile yüz yüze bırakılmıştır.”

YIKIMA HAYIR, YIKIMA HAYIR, YIKIMA HAYIR
“Devletimiz bu büyük mağduriyeti fark etmiş olacak ki, 6 Haziran 2018 tarihinde İmar Barışı düzenlemesini hayata geçirmiş ve vatandaşı devletiyle barışmaya davet etmiştir. Açık gerçekliği kabul etmiştir: Bu ülkede yapı sorunu vardır ve bu sorun vatandaşı yok sayarak çözülemez. Ancak uygulamada yapılan hatalar, bugün milyonlarca insanı yeniden mağdur etmiştir.
Sürelerin defalarca uzatılması, bankaların hafta sonu bile açık tutulması, reklamlarla “gel başvur” denilmesi ama 31.12.2017 tarihinin özellikle geri plana itilmesi, vatandaşı bilerek ya da bilmeyerek yanlış yönlendirmiştir.
Bugün aynı vatandaş, “yanlış yaptın” denilerek kapısına yıkım tebligatı bırakılan kişi haline getirilmiştir. Bu kabul edilemez.
Devlet vatandaşını tuzağa düşürmez.
Belediye halkını çaresizliğe mahkûm etmez.
Türkiye’nin dört bir yanında tablo aynıdır:
Plan yok, çözüm yok, irade yok; ama yıkım var, ceza var, tehdit var.”

YIKIM DEĞİL, ÇÖZÜM İSTİYORUZ
“Bugün bu eksik ve hatalı uygulamaların bedelini Mudanya halkı ve Mudanya Köylüsü ödemektedir. Mudanya’da köylünün evi eskidir, çürümüştür, artık yenilenmesi şarttır. Ancak vatandaş kendi evini yenilemek istediğinde karşısına çıkan cevap nettir: ‘İmar yok, izin yok.’
Peki soruyoruz:
* İmar planını yapmayan kimdir?
* Yıllardır bu bölgeyi plansız bırakan kimdir?
* Bedeli neden yine vatandaş ödemektedir?
Belediyeler, asli görevleri olan imar planı üretmeyi bir kenara bırakıp, vatandaşı cezayla ve yıkımla terbiye etmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım ne sosyal belediyecilikle ne de halkçı siyaset anlayışıyla bağdaşır.
Hak, hukuk, adalet.”