Yaklaşık bir yıldır sokaktaki köpeklere karşı basın, medya ve hükümet desteği ile yürütülen kirli propagandaların son adımı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2004 yılında imzalaması ile yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununa aykırı biçimde 'Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil, barınaklardır.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığına gerekli talimatları verdim. Bakanlarım çalışıyor. Bu işi boş bırakmamalıyız. Konuyla ilgili atılacak adımlar neyse, ne tedbir gerekiyorsa yerine getirilecek ' açıklamasının hemen ardından, pilot bölge olarak belirttiği İstanbul ili başta olmak üzere yerel yönetimlerce tüm il ve ilçelerde köpeklere yönelik operasyonlar başlatıldı.
Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde köpek ısırması sonucunda kuduz olduğu belirtilen 11 yaşında bir çocuk ailesi tarafından durumu farkedilmediği ve hastaneye zamaninda götürülmediği için yaşamını yitirmişti. Provokatör guruplar tarafından, basın ve medya desteği ile olaydan sokak köpekleri sorumlu tutulmuştu.
Hayvan hakları savunucularının Adilcevaz’daki vahim olaya yönelik araştırmaları kapsamında yaptıkları CİMER müracaatı üzerine, ısıran köpeğin, provokatör gurupların ve basın medya gruplarının kamuoyuna yansıttıkları gibi sahipsiz köpek değil sahipli olduğu, sahibinin her yıl düzenli yaptırılması gereken kuduz aşılamasını yaptırmadığı Adilcevaz Kaymakamlığı’nın 17 Kasım’da CİMER üzerinden verdiği yanıtta ortaya çıklmıştı.
Medya ve halka yanlış bilgiyi kasıtlı olarak yaymaya devam ederek, bu gerçeği gizlediler.
Ayrıca köpekler üzerinden halkta korku ve panik yaratmak, belki de seçim öncesi ve sonrası için ihtiyaç duyulabileceği öngörülen bir kaos ortamına uygun zemin hazırlamak için olduğu tahmin edilen dezenformatif yayınlar tüm hızı ile devam etti.
Bu konuda riskli ülkeler içerisinde yer aldığımızdan, Tarım ve Orman Bakanlığı aracılığıyla AB'den alınan 13 milyon 750 bin Avro'luk fonun nereye harcandığı, gereken çalışmaların yapılıp yapılmadığına dair hükümetten bir açıklama gelmedi.
Tahsis edilen fon ile bir proje uygulanıyorsa, bu sorun neden sürüyor?
Cumhurbaşkanının 23 Aralık 2021’de “Sokakta hayvan olmaz” demesi gibi, 17 Kasım 2022’deki beyanatı da yürürlükteki Hayvanları Koruma Yasası’na aykırıdr!
Tam da bu süreçte, Fetö terör örgütünün neferlerinden biri olduğu kendi ifadeleri ile bilinen Elif Arıkan Ercanlı adında Amerika'da yaşayan bir kadının açıtığı sohbet odasında yapılan bir konuşma gündeme düştü. Sohbette konuşanlar, kendileri ön planda olsalar da iktidar desteği ile sokak köpeklerine karşı kampanyayı yürüttüklerini itiraf ettiler.
Odada konuşan Dr. Ahmet Toprak adlı kişi, İletişim Başkanlığı’nın bu konuya el attığını, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin sokak köpekleri konusunda çalışma yürüttüğünü, ekim ayının ilk haftasında kuduz konusunun gündeme getirildiğini ve sokak köpeklerinin toplatılması için bu konuları işlemeye devam etmeleri yönünde söz aldıklarını söylüyor.
Bu konuşmanın gündeme düşmesi herkeste şok etkisi yaratırken, hükümetin dezenformasyon ile mücadele etmesi gereken birimlerinin bizzat dezenformasyona neden olacak biçimde çalışmalar yürüttüklerinin anlaşılması büyük tepkilere neden oldu.
İnsanların ve iktidarın hatalarından kaynaklanan sorunları, köpeklere yükleyip, verilen talimatlarla yasayı ihlal ederek yapılan toplamalar hukuk dışıdır.
Daha geçen hafta Ümraniye Belediyesi’nin barınağına ait dehşet verici videolar ortaya çıktı. Sokak köpeklerini ölüm kamplarına tıkmak, sorunları çözmeyeceği gibi, toplu katliamlara giden süreci hızlandıracaktır.
Çözüm bu değildir. Yasayı uygulamak, hem insanların hem de hayvanların hayatını korumak için gereken önlemleri almak, iktidarın görevidir. Hükumetin yapması gereken kanunu uygulamaktır.
Bu yasadışı operasyona karşı, hayvan hakları savunucularının anayasal haklarını kullanarak Ankara ve İstanbul’da yapmayı düşündüğü eylemlere valilikler tarafından müdahale edileceği bildirildi.
Hayvan Hakları Aktivistleri yaşanan süreçte, halkın Türkiye Devletinin bir hukuk devleti olduğuna inancını ve güvenini zedeleyen bu talimat ve uygulamalara karşı Türkiye Barolar Birliği’ni, ilgili demokratik kitle örgütlerini ve sivil toplum kuruluşlarını gerekeni yapmak konusunda göreve davet ettiler.
Bu hukuksuz ve kanuna uymayan talimat, bir çok masum hayvanın barınaklarda ölüme gitmelerine neden olacaktır. 21. yüzyılda yeni bir hayırsız ada katliamı yaşanmamalıdır. Ayrıca demokrasi olduğu iddia edilen bir ülkede, bir kanunun, bir talimat ile yok sayılması hafife alınacak bir durum değildir.
Bugün hayvanı koruyan kanun delindiğinde tepki vermezsek yarın sıra başka kanunlara da gelebilir. Hayvanları Koruma Kanununun ihlal edilmesi belki de halkın ' talimatlarla yönetilmeye' vereceği tepkinin nabız yoklamasındır. Bu yüzden hayvan sevenler ya da sevmeyen vicdanlı, sağduyulu Türk halkı ülkenin kanunlarından bir tekinin bile talimatlar ile ihlal edilmesine sessiz kalmamalıdır.
Gelinen noktada 5199 sayılı kanunun korunması ve uygulanması sadece hayvan hakları açısından değerlendirilmemelidir.
Hayvanları koruma kanunu, hukuk devleti olarak kalma mücadelesinin 'sarı öküzdür'.
Bu kanun ihlal edilirken ' hayvan kanunundan bana ne?' derseniz yarın ihtiyaç duyacağınız başka kanunlar da ihlal edilir. Cumhuriyete ve hukukun üstünlüğüne inanan her vatandaş tepkisini dile getirmeli ve buna duyarsız kalanlara da cevabını sandıkta vermelidir.


