M. DİLEK ÖZKAN


Neden Hayvan Hakları?

Neden Hayvan Hakları?


Tarihin ilk çağlarından bu yana yani insanın temel iç güdülerinin en önemlisi olan  beslenme amacı ile insan türü dışındaki canlıları tüketebileceğini, bu türler içinde hayvanların etinin daha uzun süre tok tuttuğunu fark etmesinden bu yana , insandan hayvana yönelik sömürü başlamış oldu. Hayvanların eti, sütü ve derisini kendi yaşamını daha kolaylaştıracak biçimde kullanabileceğini öğrenen insan yüzyıllarca sürecek bu sömürü ve zulmün ilk ilkel adımlarını böylece atmış oldu. 

Doğada var olan başka türleri hayatta kalma  ihtiyacı olmadığı halde  keyfi olarak da  tüketen tek canlı türü olan insandır. Doğada başka hiçbir canlı türü keyif için avlanmaz, yemez, üremez, tüketmez. Hayatta kalmasına yetecek olanın dışında daha fazlasını istemez. Bu davranış biçimi  sadece insanoğluna özgüdür. 

 Diğer türlere göre daha gelişmiş bir zekaya sahip olan insan kendi kültürel, sosyal  ve psikolojik gelişimi ilerledikçe doğaya ve başka canlılara yönelik taleplerini de kendi refahına uygun biçimde artırarak , kendi dışındaki türleri hızla ve bencilce tüketmeye başlamıştır. İnsanoğlunun bireysel, toplumsal, endüstriyel  gelişmesinin ilerlemesi  ile bu bencilce tüketmeye yönelik talep katlanarak artmış, insanın doğayı ve onun parçası olan her şeyi  kendi mülkiyetine  alma ve sömürmesine dönüşmüştür.  Bu sömürüden en büyük zararı  da hayvan türleri görmüştür. İnsanoğlu sahip olduğu zekayı ve fiziksel gücü hayvanın doğuştan kazandığı yaşam hakkını elinden alması endi hizmetinde kullanmaya hakkı olduğuna inanması ile ortaya çıktı.   İlkel çağlarda insanın hayatta kalma çabasına yönelik hayvan tüketimi , insanoğlunun gelişimi  artıkça tüketmek üzere üretme hedefiyle  hayvana yönelik şiddet ve vahşete dönüştü. Bununla  birlikte   1700’lü yılların ortasından itibaren ise bu şiddet ve  sömürüyü fark eden bazı  aydınlar bir şekilde bu konuya dikkat çekmeye çalıştılar. Örneğin ; Batıda  John Locke (1632-1704) hayvanlara gereksiz yere zulmetmenin ahlaken yanlış olduğunu savundu. Immanuel Kant (1724-1804) ise hayvanlara yönelik zulüm içeren davranışların insanı zalimleştireceğini ve diğer insanlara yönelik işlenebilecek şiddet eylemlerini kolaylaştırabileceğini dile getirdi. 

Bu sırada kendi ülkemizde ve kültürümüzde neler oluyordu?

Türk’ler  eski çağlardan beri  hayvanlarla iç içe yaşadı. Öncelikle atlar, aynı şekilde diğer hayvanlara da hürmet gösterilirdi.Türk boylarının bayraklarında kartal, kurt, geyik gibi hayvanlar simge  olarak kullanılıyordu. İslamiyet öncesi dönemde hayvanlar bilinçli şekilde avlanılır, doğanın dengesini bozmamak için azami özen gösterilirdi.  İslam’ın kabulünden sonra daha da gelişen  hayvana bakış açısı, Peygamber’in hayvanlara zulmün günah olduğunu dile getirmesi, Kuran ‘da hayvanlardan ümmet olarak söz edilmiş olmasının da etkisi büyüktür. İslam dininde tüm canlılara karşı şefkatle muamele edilmesi emredilmiş, hayvanlara zulüm yapılması yasaklanmıştır. Türk halkı İslamiyetle birlikte hayvanlara karşı sevgisini Allah aşkıyla derinleştirdi.




Osmanlı dönemine geldiğimizde hayvanlar için vakıfların ve özel yapıların kurulduğunu görüyoruz. 

-Hayvan ve ağaçlar için vakıflar kuruldu.
- Kediler ve kuşlar için yapılar yapıldı, kuş köşkleri kuruldu.
- Hayvanların beslenmesi için uşaklar tahsis edildi.
- Beyazıt Vakfiyesi’nde kuşların beslenmesi için yılda 30 altın ayrıldı.
- Sokak hayvanları için kebap günleri düzenlendi.
- Bursa’da Gurabahane-i Laklakan adı verilen leylek bakımevleri kuruldu.
- Dolmabahçe’deki kuş ve Üsküdar’da kedi hastaneleri inşa edildi.
- Binek hayvanlarına fazla yük yüklememek gibi düzenlemeleri içeren fetvalar okutuldu.


2. Mahmut ve Abdulaziz döneminde ise çok korkunç olarlar yaşandı. Sokak köpekleri toplatılarak Hayırsız Ada’ya gönderildi. 2. Abdülhamid döneminde hayvanların sürgün edilmesi yerine başka tedbirler alınmaya çalışıldı. Abdülhamid köpekleri sürgün etme fikrini reddetti. Onun yerine Fransız Pastör Enstitüsü'ne bir heyet gönderip, 10 bin altın bağışlayarak dünyanın 3. Kuduz Enstitüsü'nün İstanbul'da kurulmasını sağladı. 

1910 yılında ise ittihatçılar ve Jöntürkler tarafından Marmara Adaları’ndan Hayırsız Ada'ya bir sürgün hareketi daha gerçekleştirildi. Yani tıpkı günümüzde olduğu gibi o dönemlerde de hayvanların kaderi yönetimde olanların psikolojileri, vicdanları ve hayvana bakış açılarının insafına kalmıştı.

Osmanlı ve öncesi dönemlerde yaygın yatay yapılanmadan yani müstakil bahçeli ve hayvanların da barınabileceği alalnlara sahip evlerden  dikey yapılanma sistemine geçilmesi , insanın modern yaşam tarzı olarak adlandırdığı yaşam biçiminin gerektirdiği yapılanmaların sayısı da arttı. Böylece yüzyıllar öncesinden evcilleştirilerek insana bağımlı kılınan hayvan türleri için yaşam alanları da hızla yok edilmeye başlandı. Günümüzün doğadan kopuk , tabiatın dengesinin varlığını unutmuş  sözde modern insanları   sokakları hayvanlarla paylaşmayı gereksiz bulmaya başladı.  Hem tüketmek için üretmeye olan hırs , hem de doğal dengenin gerekliliği ve önemini unutmuş insanın hayvana şiddeti de korkunç bir hızla artmaya başladı. 











Cumhuriyet dönemi

Türkiye'de hayvanseverleri bir araya getiren ilk resmi demek İstanbul'da 1912 yılında 'Himaye-i Hayvanat Cemiyeti' adı ile kuruldu. Atatürk'ün direktifleri ile 1923 yılında 'Türkiye Hayvanları Koruma Derneği” olarak faaliyetlerini sürdürdü. 1955 yılında Ankara'da Celal Bayar’ın öncülüğünde Hayvanları Koruma Derneği kuruldu. 1980’li yıllara geldiğimizde henüz Türkiye’de hayvanları koruma altına alan bir kanun bulunmamaktaydı. İlk çalışma İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Öğretim üyesi olan Prof. Dr. İsmet Sungurbey tarafından başlatıldı. 24 Haziran 2004’te “Hayvanları Koruma Kanunu”nun kabul edilmesiyle hayvan hakları resmi olarak güvence altına alınmış oldu. 5199 numaralı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 4. maddesiyle hayvanlara resmi olarak yaşama hakkı tahsis edildi. Hayvanlara işkence edilmesi ve öldürülmesi yasaklandı, cezai müeyyideler getirildi. Ancak yıllar içinde mevcut yasanın kadük kaldığı ve  eksikliklerin  yeni bir yasa düzenlemesinin gerekliliğini ortaya çıktı. Bir başka yazımda mevcut  hayvan hakları yasası ve gelinen son noktayı  kaleme alacağım.


Geçmişe şöyle bir göz attıktan sonra gelelim yazımızın başlığı olan NEDEN HAYVAN HAKLARI? sorusunun yanıtına ; 

Günümüzde felsefede hayvanların ahlaki statüsüne ilişkin görüşler iki ayrı kaynaktan beslenmektedir; bunlar yararcı felsefe temelli görüşler ve hak temelli görüşlerdir. Yararcı görüşün temsilcisi Peter Singer'dır. Hak temelli görüşün temsilcileri ise Tom Regan ve Gary Francione'dur. Yararcı görüşler eylemlerin ahlaki statülerini tekil eylemin o eylemden etkilenebilecek herkes açısından sonuçları bağlamında yargılamayı savunurken, hak temelli görüşler ahlaki eylemlerin neticelerine göre değil belli ahlaki ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Yararcı görüş, Jeremy Bentham'ın görüşlerine dayanmakla birlikte, hayvan etiği bağlamında özellikle Peter Singer'ın Hayvan Özgürleşmesi kitabıyla ön plana çıkmıştır. Bu kitapta savunulan görüşe göre, insan çıkarları ve hayvan çıkarlarının eşit gözetilmemesi için geçerli herhangi bir sebep yoktur. Bir fare de, bir insan da işkence görmemek ister. 

Tom Regan, insan harici hayvanların bir yaşamın öznesi olduklarını ve bu sebeple haklara sahip olduklarını savunur. Bu görüşe göre, insanlar ahlaki eylemlerin failleridir ve yaptıkları eylemlerden sorumludurlar. Bir yaşamın öznesi olan insanlar ve insan harici hayvanlar ise diğer kişilerin eylemlerinden öznel olarak zarar görebilir oldukları için ahlaki müteessirlerdir. Regan, bu kavramsallaştırmadan yola çıkarak, Kant felsefesinde bulunan ve Kant açısından sadece insanları kapsayan 'hiç kimse bir başkasının araçlarının amacı olarak kullanılamaz' ilkesini insan harici hayvanlara da genişletmek gerektiğini savunmaktadır. 

Bunun anlamı, hayvanlara yönelik muameleleri iyileştirmenin yeterli olmayacağı, olması gerekenin hayvanları insan amaçları için kullanmaktan vazgeçmek olduğudur.




Gary Francione, insanların ve diğer hayvanların ortak olarak sahip olmaları gereken bir temel hakkın olduğu fikrini ortaya atmıştır. Bu hak 'mal ve kaynak olarak kullanılmama hakkı' olarak tanımlanır. Francione'a göre hayvan hakları  açısından köklü  bir değişim, toplumda ve yasalarda hayvanları insan mülkü olarak tanımlayan düşüncenin  değişmesi ile mümkündür. Hayvanların insan kullanımı ve mülkiyeti altındayken koşullarının gerçekten olması gerektiği gibi değiştirilmesinin ve doğuştan gelen yaşam haklarının korunmasının mümkün olmadığını söyler. Hayvanlar insan mülkü olarak görüldüğü müddetçe herhangi bir muamele iyileştirme çabası mülk sahiplerinin çıkarları doğrultusunda gerçekleşecek, dolayısıyla her zaman sınırlı kalacak ve hayvanların mal olarak kalma düşüncesini onaylayacaktır. Bu yüzden hak savunucuları muameleleri iyileştirmeye değil, bu statüyü değiştirmeye odaklanmalıdır der.


Kısacası hayvanlar doğuştan gelen özgür yaşam haklarına sahiptir. Ve yaşadıkları toplumun birer ferdi , bireyidirler. Hükumetler nasıl ki insan bireylerin yaşam haklarını koruyup , güvenliklerini sağlayacak kanunları, düzenlemeleri, kuralları , yönetmelikleri, uygulamaları hayata geçiriyorlarsa , toplumun hayvan bireyleri için de aynı şeyleri yapmakla yükümlü olmalıdırlar.  

Bu düşünceyi benimsemiş yaşam hakkı savunucuları da, sağlıklı , suç oranı düşük , sevgi , merhamet ve vicdan düzeyi yüksek , kültürel ve psikolojik açıdan daha gelişmiş , toplumları oluşturmak için , başta çocuklar ve gençler olmak üzere toplumun bu açıdan bilinçlendirilmesi için aynı çatı altında buluşarak sivil toplum kuruluşları oluşturmuş ve hayvanların sorunlarına yönelik bir çok koldan mücadele başlatmışlardır. 

Hayvanlar bir toplumun en zayıf halkalarıdır . Ve bir toplum tıpkı bir zincir gibi EN ZAYIF HALKASI KADAR GÜÇLÜDÜR!


Dilek M. Özkan 

Hayvan Hakları Aktivisti.


Edremit’te Afetlere Hazırlık Seferberliği

Istrancalar Risk Altında

Karadeniz’de Natech Risklerine Ortak Kalkan

“Unutma” Sergisi Muğla’da 04.17’de açıldı

Muğla’da 2/B bedelleri Meclis gündeminde

Muğla’da yangın sezonu öncesi orman köylerinde seferberlik

Türkiye tek maaşta Avrupa sonuncusu

16 yaş altına sosyal medya yasağı için imza çağrısı

EGİAD’dan İzmir için “yaratıcı yıkım” hamlesi

Menteşe’ye “inanç ve su” odaklı yeni kent vizyonu

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 20 15 1 4 33 49
2.FENERBAHÇE A.Ş. 20 13 0 7 28 46
3.TRABZONSPOR A.Ş. 20 12 2 6 15 42
4.GÖZTEPE A.Ş. 20 11 3 6 15 39
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 20 10 4 6 10 36
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 20 8 6 6 13 30
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 20 7 4 9 3 30
8.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 20 6 7 7 -7 25
9.KOCAELİSPOR 20 6 8 6 -5 24
10.CORENDON ALANYASPOR 20 4 6 10 -2 22
11.GENÇLERBİRLİĞİ 20 6 10 4 -3 22
12.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 20 4 8 8 -6 20
13.HESAP.COM ANTALYASPOR 20 5 10 5 -14 20
14.TÜMOSAN KONYASPOR 20 4 9 7 -9 19
15.İKAS EYÜPSPOR 20 4 10 6 -12 18
16.KASIMPAŞA A.Ş. 20 3 10 7 -12 16
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 20 2 9 9 -25 15
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 20 2 15 3 -22 9