Kafanız çok doluyken uyuyamaz, yüreğiniz çok doluyken düzgün cümlelerle konuşamazsınız ya hani, işte söze nerden?, nasıl? başlayacağımı bilemediğim ama mutlaka başlamam gerektiğini hissettiğim bir gece yarısı kahvesi öncesi zamanından yazıyorum.
Asırlar geçmiş gibi... Kendimi satırlara vurmak için klavye başına oturmayalı ne kadar zaman geçti? Neden artık yazmıyorsun? soruları gelmeye başladığına göre epeyce olmuş demektir. Bu soruların nedeni çok popüler bir yazar ( edebi açıdan değerlendirildiğinde bir yazar bile sayılmam) olduğumdan değil elbette ama insanlar başladığım herhangi bir işi yarım bırakmama alışık olmadıklarından, hırssız ama dirayetli biçimde sonuca gitmeme alışık olduklarından şaşırıyor olmalılar.
Köşeme taşıyacak, haber yapacak çok önemli olaylar yaşandı son birkaç aydır. Benim için bunların en önemlisi 17 yıldır insan türü dışındaki canlıların yaşam hakkını savunmak adına mücadelesini verdiğimiz, adının Hayvan Hakları Kanunu olmasını umduğumuz lakin bir anda kendimizi ne olduğu, ne işe yaradığı bilinmez, çelişkilerle dolu, kadük, eksik ve yanlış bir Hayvanları Koru- MA! kanunu ile baş başa kalmış bulmuş olmamızdı. Başkalarını bilmem ama, kanun meclisten geçtiği gece hissettiğim umutsuzluğu, korkuyu, öfkeyi ve hepsinden beter KAZIK YEMİŞ OLMA hissini, elli bir yıllık yaşantımda belki de ilk kez bu denli yoğun biçimde hissettim. Kasıtlı kötülüğü izledim o gece televizyonda. Bir elimde telefon bir çok partiden millet vekillerini arayıp son dakika da olsa belki bir şeyleri kurtarabilme umudu ile '' siz de bastırın biraz, izin vermeyin, konuşun, falan maddeye, filan şeye itiraz edin'' diye adeta çaresizce pazarlık ederken, birilerinin meclis kürsüsünden gülücükler saçarak, masum hayvanlara ihanet edişini izledim...
Bunca yıllık mücadeleyi, nedenlerini, önündeki engelleri ve onların da nedenlerini defalarca kaleme aldım bu yüzden bu yazımda teknik detaylara yer vermeyeceğim. Bu yazımda sadece uzun zamandır içinde bulunduğum yoğun tempo nedeniyle ara verdiğim yazma işine yeniden ısınmayı ve tüm bu sürecin bende yarattığı duyguları dışa vurmayı amaçlıyorum.
''Duygularımı dışa vurmak...'' Bu konuda pek de zorlanmam aslında çünkü; yaşadığım olumlu olumsuz her duruma anında tepki veririm. Biriktirmem yani...
Ama bu kez çok birikti. Bu yüzden şu an aklıma gelen her şeyi edebi kaygılardan uzak biçimde yazacağım.
Ne diyordum? Evet...Ve beterin beteri vardı elbette ki; Hayvanları koru-ma kanununun rezalet biçimde revize edilmesinin yarattığı derin hayal kırıklığından ve şimdi ne yapacağız? endişesinden kurtulamamıştık ki; canım ülkemde ve dünyanın bir çok yerinde zincirleme felaketler yaşanmaya başladı. Yangınlarla kavrulduk, sellerde boğulduk, binlerce masumun göğe yükselen acı çığlıkları ile akıl ve ruh sağlığımızdan olduk. Dünyadan korktuk.
Ben çok korktum dünyadan. Bizden sıkılmaya başladığını hissettim ve çok korktum. Üzerinde yaşadığım kürenin bitmez tükenmez olmadığını iliklerime kadar hissettim. Doğanın gazabının tüm aptallıklarımızla, acizliklerimizle, gafletimizle birlikte nasıl da bir anda türümüzü yok edebileceğini gördüm. Bunu, anlamayan, hissetmeyen, görmezden gelenlere, sadece kendi yaşadığı sürede , kendi kişisel dünyasında olacakları önemseyip, kendisi dışında başka canlılara ve sonraki nesillere ne olacağını zerre umursamayanlara duyduğum öfke, kontrolümün sınırlarını aştı ve bu rezil, bu bencil, bu cahil ve tamahkar güruha karşı nefrete dönüştü. İçimdeki nefretten korktum...
Ya sizler? Bütün bu olup bitenler karşısında sizler de benzer duygular yaşadınız mı? Sonun başlangıcında olduğumuzu sizler de benim kadar derinden hissettiniz mi? ekonomiden, siyasetten, takım tutmaktan, aşık olmaktan, para kazanmaktan daha mühim şeyler yapmamız gerektiğini kavrayabildiniz mi? Bazı kararlar aldınız mı?
Karıncaların üzerine basmamak için her zamankinden daha çok dikkat edeceğinize kendinize söz verdiniz mi? Dünyayı kendiniz için değil, kendinizi dünya için iyileştirip güzelleştirmeye ant içtiniz mi? Şimdilik başka sorum yok sizlere. Önce kendime sorduklarıma yanıt bulmam gerek çünkü...
Tuhaf bir yazı oldu... Girişi gelişmesi ile ve sonucu bütünü ile çok da uyumlu olmayan satırlarla dolu. Rayından çıkmış zamanlardayız. Dengeleri korkunç bir hızla değişen doğası, iklimi, insanı ile ekolojik dengelerini yitirmiş bir dünyada bu satırların çok da sırıtmayacağını düşünüyorum.
Son satırı yazıp bitirmek istiyorum artık. Bir dost omuzunda doya doya ağlayıp sakinleşmiş ve birden burnunu silip iki fincan kahve almaya kalkmış gibi, öyle aniden birden bire...
