İnsan bazen cevapları aradığını anlamaz ve onları bildiğini sanır. Bir arayış içinde olduğunu hiç farkedemez.
Kendi farkındalığının farkında değilse hiç anlayamaz. Fark etmekten çok farkedilmeye muhtaçtır ve sırf bu yüzden fark yaratmaya çalışır. Bu uğurda herşeyini, tüm erdemlerini yitirmek bahasına hem de...
Dar, karanlık bir yerde sıkışmışken ihtiyacı olan tek şey onu çekip çıkaracak bir eldir. Öyle bir durumda ne soruların ne cevapların anlamı yoktur.
Kimin elidir ona uzanan? Kimin elidir onu sıkıştığı o yerden çekip çıkartması için tutunduğu?
Nedir ona uzanan o elin niyeti? Aydınlığa çıkıp gözlerindeki kamaşma geçmeden asla bilemez.
Zordur karanlıktan çıkıp aydınlığa alışmak. Ulaşmak için çırpındığı o aydınlığa kavuştuğunda bile elini gözlerine siper eder tuhaf biçimde. Sanki o elin gizemini çözmekten, çaresizlik anlarında ona yüklediği anlamı yitirmekten korkup tekrar o karanlığın içine sığınmak ister gibi...
Bu sorgulamanın sorumluluğundan kaçmak ister gibi.
Ne zaman anlamak için düşünmeye başlamalı? Anlamaya hazır olmanın doğru zamanı nedir? Anlaşılması gereken nedir? Sanrılar... Yanılgılar... Kandırmacalar... İnkarın hissettirdiği dayanılmaz çekicilikteki huzur hissi...
Ruhlarımızın omuzlarına ağırlık yapan herşeyi atmaya çalışırken düşüveriyoruz aslında o dar ve karanlık yerlere.
Kendi kendimizin sonsuz labirenti oluyoruz. Hata üstüne hata dizerek oluşturduğumuz bir labirent.
Hatalarla yüzleşmekten ibaret tek çıkışı olan bir labirent.
Zora gelemiyoruz...
Hatalarla yüzsüzleşip, içimizdeki çocukla birlikte o labirentin bir köşesinde arsızca katılarak ağlıyoruz. Kolayına kaçıyoruz. İnsan olmak adına yaşanması ve yapılması gereken ne çok şey kaçırıyoruz.
Sıfırdan başlamak mümkün. Hem de her zaman ve neyi geride bırakmak istiyorsak sadece ileri bakmamız yeterli.
Başa sarmadan baş edebilmeyi öğrenmeli insan. Çünkü bazen geriye dönüş asla mümkün değildir. Bazen ilerlemenin mümkün olmadığı gibi...
Fark yaratmak işte bu noktada mümkün. Farklı yol seçip ilerleyerek. Geride kalan adımlara hayıflanmadan. Aslında sağlam adımlarla yürüyerek ilerleyen kimsenin geriye bakmaya ihtiyaç duyacağını sanmıyorum. En azından pişmanlıkla...
Son olarak ;
Felsefe sihirli bir değnek gibidir. Neye değdirirseniz onu dahalaştırır. Dokundukça dahalaşan ne varsa yine yazacağım. Görüşmek üzere...