İstanbul
DOLAR18.6421
EURO19.3415
ALTIN1055.3
M. DİLEK ÖZKAN

M. DİLEK ÖZKAN

Mail: [email protected]

Yaşam Hakkı Eşitsizliği ve Şiddet İlişkisi.

Yaşam Hakkı Olgusu

İlkel çağlardan beri insanların her zaman bir hak ve özgürlük algısına sahip olmuşlardır.

Devletler yapılanmaya başladıkça da bu hakların düzenlenmesi ve tanımlanması devletlerin ve anayasaların  uhdesine bırakılmıştır. Her canlının doğuştan kazandığı yaşam hakkı diğer tüm hakları işlevsel kılan en temel haktır.  Bu hak, herkesin tam ve sağ doğum ile başkaca hiçbir şarta gerek kalmaksızın elde ettiği hakkıdır. Yaşam hakkı olmadan diğer hakların kullanılması mümkün değildir. 

Bencillik;

İnsan sadece " varım, var olmaya ve bu varlığı sürdürmeye hakkım var" düşüncesini " ne babasına olursa olsun" fikri ile pekiştirerek kendi tekeline almıştır.

Oysa yaşamak, her canlı türü için en temel hak, varoluşunun ve fiziki devamlılığının ilk şartıdır. Bu nedenle “insan kendi üstün hakkı” olarak benimsediği yaşam hakkını sürdürmek ve refahını arttırmak için" bütün diğer canlıların haklarına tecavüz etmeyi kendine hak görmektedir . 

İnsan, tam ve sağ doğduğu anda bu hakka sahip olmakta, devletten diğer insanların ve devletin yaşama hakkına saygı göstermesini ve bu hakkının 3.kişilerce ihlal edilmesi ihtimaline karşı gerekli önlemleri almasını talep etmektedir. Ama konu başka canlıların ( hatta kendi türünün de) yaşam hakları olduğunda keyfi şekilde ihlal edilebilmektedir. 

İlk çağlardan günümüze, yaşam hakkı insanın en önemsediği öncelikli ve kutsal hak gördüğü hak olmasına rağmen, konu bireysel refahı olduğunda, başka canlılara yönelik en çok ihlal ettiği  hak olduğu görülür.   

Öyle ki; kendi bencilliğinin ve  açgözlüğünün farkında olan insan, bunun bir başkasında da var olduğunu ve bir gün kendi sınırlarının bir başkası tarafından çiğnenebileceğini düşünerek, beden bütünlüğünün, maddi ve manevi varlığının  ( yine kendi türü ile sınırlı kalmak şartıyla ) korunması adına kanunlar yapmaya başlamıştır. 

Aynı hassasiyeti başka türler için göstermeyen insan, diğer canlıları kendi refahı için, tüketmekten, sömürmekten, kullanmaktan, onları doğalarına aykırı şartlara zorlamakta sakınca görmemiş ve bunu doğallaştırarak milyarlarca yıl sürecek bir sömürü düzenini dünya üzerinde var etmiştir. 

Alışılagelmiş bu düzen aslında şiddet, zorbalık, baskı, dayatma, olgularının da yeryüzünde hakim olmasının ve normalleserek kabul görmesinin temelini atmıştır.

Tercih Edilmiş Kötülük;

İnsan sahip olduğu ve diğer canlılara üstünlüğüne delil olarak gösterdiği zekâsı ile, bir başka canlıyı yok etmenin ona korku ve acı verdiğini elbetteki görüp bilmektedir.

Buna rağmen hayvanların  itiraz edemeyişleri, savunmasızlıkları, konuşma yetilerinin olmayışı, onların yaşam haklarını ihlal ederken kendi vicdanı ile yüzleşmekten kaçmasını kolaylaştırmıştır. 

Duyarlı ve vicdan kalitesi yüksek insanlar hayvanların da yaşam hakları olduğunu savunmuş olsalar da bunun bile çoğu kez "faydacılık" esasına dayandırıldığı ve hayvanlar için hak değil sadece nisbi şekilde refah gözetmekle sınırlı kaldığı görülmektedir. 

İnsan acımasızlığı bu şekilde kabullenip benimsemiştir. Oysa kendi maruz kaldığı ve giderek artan bir şiddetle  yaygınlaşmasından şikayet ettiği her türlü şiddetin ve hak ihlalinin temelinde kendinden zayıfı ezmeye hayvanlardan başlamış olduğu gerçeği yatar. 

 

Yok Saydığımız Kadar Yok Oluyoruz;

İnsan bencilliği ile kendi kuyusunu kazan tek canlı türüdür. Daha iyi, adil ve yaşanır bir Dünya için, insanın kendi ruhunu ve kendinden sonra gelecek nesillerin bekası ve yaşam kalitesini korumak için,  insanoğlunun işe hayvan sömürüsünün her biçiminden vazgeçmesinden başlaması şarttır. 

 



 

Makale Yorumları

  • Lale Nur Erdemli28-09-2022 18:07

    Müthiş bir yorum; gerçek olması çok acı! Yüreğinize, emeğinize sağlık!

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar