Bu yaşananlar şiddettir!
Biz şiddete maruz kalıyoruz!
Vicdanlarımız, özel yaşamlarımız şiddete maruz kalıyor!
Peki ne oldu da kabullendik?
Şiddeti durdurmak, uygulayanlara 'dur ' demek yerine onu minimuma indirmeye çalışarak zamanı ve neredeyse mücadelenin tümünü yitirdik?
Hayvana, hayvansevere ve haklarına adeta tecavüz eden kanun revizesi ardından yaşanan maddi, manevi ve psikolojik şiddeti, doğuştan gelen yaşam hakkı ve kendi vicdanımızla kesinlikle ilişkilendiremeyen, haksız, zalimce, bencilce, insanlık dışı anormal bir davranış olarak gören bizler, bunu nasıl ve neden benimseyip 'kötünün iyisi için' didinmeye başlayıp sorgulamayı ne ara bıraktık? Sorgulama süreci şimdi yaşananlardan daha çok acı verecek değildi.
Biz neden pazarlık yaptık? Canlıların yaşam hakkı gibi en temel hakka el uzatılırken o eli kırmak yerine neden tokalaşıp bir orta yol arama gafletine düştük?
Hem insan hem hayvan haklarını ayaklar altına alan bir kanunun en az şiddet içeren maddelerine şükrederek bu şiddeti normalleştirdik?
Buna dair süreç çok bulanık zihnimde çünkü; kültürel, sosyal, ekonomik ve psikolojik olarak iç içe geçmiş binlerce açıklaması var.
Oy vererek kendilerine bu ülkede yasa yapma hakkı tanıyacak gücü verdiklerimizin, yaşam hakkına bu denli şiddet uygulayabileceklerine inanmak istemedik.
Biz onlara inandığımız için kendimizi kötü hissetmekten korktuk! Yanlış seçimler yaptığımız gerçeği ile yüzleşip kendimizi aptal hissetmekten korktuk!
Yaşam hakkı savunurken olması ve olmaması gerekenler arasındaki keskin ve net çizgiyi kaldırdık.
Doğruyla yanlış, iyi ile kötü arasındaki sınırlarımız bu tolere etme, doğallaştırma, razı gelme ve pazarlık etme aşamasında böylelikle yer değiştirdi.
Bize sundukları seçenekler içinden seçim yapmak zorunda olduğumuza inandırdık kendimizi. Dümeni böylece onlara bıraktık. Onlar masum canlara zulüm deryasında pupa yelken ilerlerken biz akıntıya karşı kulaç atmaya çalışırken boğulduk!
Süreç içerisinde şiddeti bize 'iyi niyetli ' olacaklarına inandırarak sundular! Ölüm ve zulüm getiren bu kanun karşısında , ölümle yaşam arasındaki net çizginin bizim duruşumuzdan başka birşey olmadığını düşünemedik.
Çözümün de çözümsüzlüğün de sorumluluğunu hep başkalarında aradık. Umudun da, umutsuzluğun da sorumluluğunu başkalarına yükledik.
Acizliğimize sığındık ve korkaklığımıza 'sevgi ve fedakarlık kılıfında' çaresizlik bahaneleri ürettik.
Elleri ile yaptığı putlara tapan , onlardan medet uman, mucize bekleyenlerden cahillerden bir farkımız kalmadı.
Can bildiğimiz masumların varoluş hakları ellerinden alındı! Evlerimize kadar el uzatılacağı söylendi, insan olarak haklarımız çiğnedi. Binlerce masum hayvan katledildi.
Oysa tehlike anlarında verilen ilk içgüdüsel tepki en yaşamsal önemi olandır. O savunmadır. Biz savunmak yerine uzlaşmayı seçtik.
O ilk tepkiyi, korku ve kendi gücümüze inanmayarak frenledik! Uzlaşma eşit şartlarda iki taraf arasında yapılır. Ölüm ve Yaşam arasında uzlaşma olmaz. Yaşamak ve yaşatmak haktır!
Daha fazlasına izin veremeyiz! Hangimiz için, ne kadar ve neye mal olursa olsun, izin veremeyiz!
Kaybettiğimiz canlar kaybedeceklerimizin sadece en azı. Çünkü kötülüğün sınırı yok! Zulüm biz boyun eğdikçe arsızlaşıyor!
Hala bir yolu varsa o yol bugün adım atacak olduğumuzdur!
İnançla, dirençli, dirayetli ve cesur biçimde… Korkunun ecele çaresi yok!
Uzlaşma yok! Orta yol yok!