BİLGEHAN BİLGE

Tarih: 24.05.2021 20:51

ZİFİRİ KARANLIK

Facebook Twitter Linked-in

- 'Asker!. Dün yapılan muharebede çok sayıda düşman askeri etkisiz hale getirilmiş. Ama ciddi sayıda sivil yurttaşımızı da öldürmüşsünüz. Bu konuda bir açıklamanız var mı?”

“-Komutanım hava zifiri karanlıktı. Gece görüş ekipmanımız yoktu. Düşman aniden saldırdı. Dört bir yandan karanlığa ateş açtık. Elimizde ne mühimmat varsa kullandık. İçinde bulunduğumuz şartlar bunu gerektirdi.”

Şimdi. Böyle bir vukuat ve böyle bir savunma karşısında söyleyebileceğiniz bir şey var mı?

Masum sivil kayıplar nedeni ile düşmanla çatışmaya giren askerleri ne kadar suçlayabilirsiniz?

Zifiri karanlık!.. Göz gözü görmüyor.. Düşman kimdir? Nereden saldırıyor? Belli değil!..

Yapılacak tek şey var. Elinde bulunan mühimmatı rastgele sağa sola sıkmak.

Karanlık aydınlığa döndüğünde de bir bakıyorsun ki.

Canını korumak üzere vazife yaptığın binlerce sivil de bu çatışmada “dost ateşi” ile can vermiş.

İşte salgının başlangıcında dünya tıp otoritelerinin içinde bulunduğu ortam ve sonuçları kelimenin tam anlamı ile böyleydi.

Yanlış tedavi protokolleri ve uygulamalar nedeni ile hayatta kalabilecekken insanlar öldü.

Kaç insan kaybedildi?

O sayıyı tam olarak hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Mesela

Çaresizlik içerisinde. Hastalığın akciğer dokusunda meydana getirdiği tahribattan bihaber şekilde milyonlarca insan “entübe” edildi ve suni solunum cihazlarına bağlandı.

Bu cihazın hastalık ile beraber akciğer zarlarını yırtarak ölüme sebep olduğunu çok geç fark ettik. Ortam zifiri karanlıktı.

Hiç olmadık ve başka virüsleri öldürmek üzere üretilmiş ilaçları çok yüksek dozlarda hastalara zerk ettik. Meğer onlar da ciddi oranlarda ölüme sebep oluyormuş. Kısa sürede bunu da öğrendik. Bu hatamız yüzünden de çok sayıda masum sivil hayatını kaybetti. Ama dedik ya bir anda saldırı olunca elimizdeki bütün mühimmatı ateşin geldiği yere adeta boca ettik.

Hidroksiklorokin adlı bir ilacı kurtarıcı zannettik.

Ve yine milyonlarca insana hastalıktan korunsun veya tedavi olsun diye bu ilacı verdik.

Her ilacın yan etkisi vardır.

Elbette Hidroksiklorokin’in de bilinen basit yan etkileri vardı.

'Aslında nerede ise zararsız bir ilaçtır Hidroksiklorokin.'

Ama hem virüsün hem de bu ilacın bir araya gelmesi ile kalbin aniden durmasına sebep olduğunu fark ettik.

Bu ilacın yüksek şeker komasındaki hastaya bal, şeker vermek kadar tehlikeli olduğunu sonradan öğrendik. Göz gözü görmüyordu.

Şimdi bu itirafları yapan tıp mensuplarına kızabilir misiniz?

Bu savunma karşısında dünya tıbbını ne kadar suçlayabilirsiniz ve ne ceza kesebilirsiniz.

Olay yukarıda örneklediğim “askerin savunmasından” ibarettir.

Ancak, gün ışıdıktan sonra.

Her yer aydınlandıktan sonra sizin askerleriniz hala masum sivilleri öldürmeye devam ediyorsa bu hata affedilebilr mi?.

Bu suçun hafifletici bir sebebi olabilir mi?

Bakın buraya dikkat edin!.. Hidroksiklorokin’in Covid hastalarında yasaklanmasının sebebi zaten bilinen, mevcut yan etkileri değildir.

Bu ilaç bazı romatizmal hastalıklarda ve sıtma hastalığında uzun yıllardır güvenle kullanılıyor.

Yasaklamanın sebebi bu ilaç ile Covid hastalığının bir araya geldiğinde “ölümcül bir sinerjiye” sebep olmasıdır.

İşte bu bilinmeyen yan etki tecrübe edildi.

Bir yıl önce Hidroksiklorokin adlı ilaç nedeni ile sizleri uyardım.

Yakın çevrem, ailem, hekim, eczacı arkadaşlarımı uyardım. “Sakın kullanmayın!..Sakın kullandırmayın!..” dedim.

Erken öten horozu keserler.

Ve gerçekten de beni kestiler.

En yakın hekim arkadaşlarım dahil üzücü eleştiriler aldım.

Haklıydılar. Çünkü o tarihte dünya konjüktürü Hidroksiklorokin lehineydi.

Ben bu uyarıyı yaparken Hidroksiklorokin DSÖ tedavi protokolünde “mucize” ilaç olarak yer alıyordu.

Türkiyede fabrikası kurulmuştu. (Bu bilgiyi de bir kenara not edelim.).

Gururla sevgili medyamız bu hidroksiklorokin fabrikasının tanıtımına mesai ayırıyordu.

Bu mucize ilaç milyonlarca kutu üretilecek ve ülke olarak dünyayı bu dertten kurtaracaktık.

Bırakın ülkemizi ABD başkanı Donald Trump bir basın toplantısında dünya medyasının gözü önünde avucuna topladığı Hidroksiklorokin olduğunu söylediği tabletleri yutuyordu.

Böyle bir ortamda beni kesmesinler de ne yapsınlar?

Gittiğin köy körse bir gözünü kapat diye nasihat eder büyükler.

Biz bir gözümüzü kapatmadığımız gibi diğerlerinin de gözünü açmaya çalıştık.

Elbette gözümüzü oydular.

Ve..

Çok kısa bir süre sonra bu ilaç dünyada Covid-19 hastalarının tedavi protokolünden çıkartıldı.

Ve yine çok kısa bir süre sonra Covid-19 hastalarında ölüm oranını %67 gibi dehşet verici düzeyde arttırdığı dünya bilim insanları tarafından teyit edildi.

Ve önerilmez konumundan “yasak” konumuna getirildi.

DSÖ dahil dünyanın saygın bütün bilim kurulları şiddetle uyardı. “Sakın kullanmayın!..”

Peki biz ne yaptık?

Bu uyarıdan ve yasaktan sonra bir yıl daha bu ilacı Covid hastalarımıza vermeye devam ettik.

Almanya sırf bu ilaç Türkiyede kullanılıyor diye yurttaşlarını bize göndermeyi yasakladı. Yemin billah ettik. Vallaha sadece TC vatandaşlarına bu ilacı vereceğiz. Söz hiçbir Alman vatandaşı Hidroksiklorokin kullanmayacak diye taahhüt verdik.

Türk kamuoyu ve zavallı Türk medyası bu haberi bile tam algılayamadı.

Tüm bu gelişmelere rağmen,

Hepsinin ismi beynimde kazılı olan bilim insanlarımız televizyonlara çıkıp ısrarla bu ilacı savundular.

Biz kullanıyoruz ve çok faydasını görüyoruz. Hidroksiklorokin nedeni ile ölen hastamız yok.” Dediler.

Sanki ölen her hastaya “otopsi” yapıp, gerçek ölüm sebebini araştıran bir ülkeymişiz gibi bilgiç bilgiç beyanlarda bulundular.

Daha önceki yıllarda da altlarında imzaları bulunan ölümcül tıbbi yanlış kararlarda da olduğu gibi asla ama asla “yoğurdum kara” demediler. Diyemediler.

Ve sessizce geçen hafta Hidroksiklorokin Türkiyede tedavi protokolünden çıkartıldı.

Dünyadan tam bir yıl sonra!..

Aradan geçen bu bir yıl boyunca kaç vatandaşımız bu hata yüzünden öldü?

Asla bilemeyeceğiz.

Dikkat edin.

Bu ölümcül hata gün ışıdıktan sonra devam etti.

Affedilir bir tarafı var mı?

Elbette yok.

Bu ülkede bile bile, tüm uyarılara rağmen ölüme sebebiyet vermenin cezası nedir?

Ceza tüm “apoletleri” sökülmesi gerekenleri kürsü başkanı yapmaktır. Daha ağır ceza dekan yapmaktır ve hatta rektör yapmaktır.

Geçmişte yüzlerce örneği olduğu gibi.

Ahlaklı hekim hatası yüzünden ölen veya sakat kalan tek bir hastası için günlerce uyumaz, sıkıntı çeker.

Ben bu yüzden mesleği bırakan ve inzivaya çekilen meslektaşlarımı bilirim.

Sizler aracılığı ile gün aydınlandıktan sonra bile öldürmeye devam eden bu insanlardan tek ricam artık susmaları. Çünkü hala daha öldürücü yalanlarını televizyon ekranlarından halkın üzerine adeta püskürtmeye devam ediyorlar.

Ve benim de değer verdiğim bazı gazeteci ve köşe yazarları da hala bu insanları “referans” gösteriyor.

Hiç utanmadan, sıkılmadan.

Dr.Bilgehan Bilge 15.05.2021

“Not: Bu yazım eski tarihli. Yayınlamadım. Boş ver dedim. Zaten bu konu üzerine bir iki köşe yazarı birkaç şey söyledi. Ama görüyorum ki aynı bilim insanları hiç utanmadan, sıkılmadan yine çok ciddi derecede ölümcül fikirlerini TV lerden yaymaya devam ediyorlar. Belki bu yazı biraz seslerini kısar.”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —