17 yıl kurulu bir pazar ve 17 yıl süren bir pazarlık olur mu? Demeyin. Mevzu yaşatmaksa olur.
Kurban pazarlarında ölüm satmak için dakikalar içinde yapılan pazarlıklara benzemez bu. Çünkü; yaşatmak yok etmekten daha zordur. Eğer yaşatmak için mücadele eden azınlıktaysanız , yok etmeye ant içmiş olanların kurduğu can pazarında , yaşatma pazarlığınızın sonu gelmez.
Nasıl bir pazar bu? Diyenleriniz olacaktır. Şöyle bir etrafınıza bakın . Ama vicdan gözünüzü açarak bakın. İnsanın olduğu her yer insan dışı türler için bir can pazarıdır. Bizim ülkemizde de tam 17 yıldır böyle bir pazar kurulu ve pazarlık süregidiyor. İyisi mi hikayeyi en başından anlatayım.
2004 yılı öncesine kadar sokaklarda yaşayan hayvanların sayısını kontrol etmek için bütçelerine ‘’ zehirli kıyma parası’’ ekleyen belediyelerden başlayalım.
Bir sokakta, mahallede , ilçede hayvan sayısı artmaya ve halktan şikayet gelmeye başladığında yerel yönetimlere bağlı ekipler bir gece vakti gider birkaç kilo zehirli kıymayı açlıktan kırılan hayvanların önüne atar , o masumları açlıklarından vurarak katleder ve sözde sayı kontrolü sağlamaya çalışırlardı.
1970’li yıllardan beri ‘’ hayvan refahı’’ ve ‘’ hayvan hakları’’ kavramları modern hukuk içerisinde yer almaya başlamıştı. 2003 yılında da Türkiye ‘’ ev hayvanlarının korunmasına dair Avrupa Sözleşmesi’’ ‘ne dahil olmuştu. Bu tarihten bir yıl sonra da 1 Temmuz 2004 yılında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu resmi olarak yürürlüğü girmesi ile belediyeler şikayet var bahanesi ile keyfi olarak sokaklardan hayvan toplayamadılar.
Kanun belediyelere sokak hayvanlarını ancak ‘kısırlaştırma, tedavi, aşılama ve kayıt altına alma’’ şartı ile bulundukları yerden alma ve rehabilite işlemleri bittiğinde de aynı yere geri bırakma yükümlülüğü ve bunları yapabilmeleri için de bir bakım evi kurma zorunluluğu getirmişti.
Bu durum belediyeleri adeta birer holding gibi gören ve yöneten, hem patilerine hem de kendilerine siyasi menfaat sağlamaya odaklı belediye başkanlarının hiç hoşuna gitmedi. Bir kilo zehirli kıyma ile hayvandan kurtulmak varken bir sürü masraf ve ek sorumluluk da nereden çıkmıştı? Neyse ki bakımevi kurma kısmını yapım aşamasında rant sağlayacak şekilde ihaleler açarak bunu açıdan kendilerini rahatlattılar! Ama hayvanların toplanma, bakım, tedavi, kısırlaştırma ihtiyaçları için gereken araç, tıbbi ekipman, personel, mama, ilaç , elektrik , su v.b. masraflar hala keyiflerini kaçırıyordu. Bu yüzden kurdukları bakımevlerinde örtülü katliamlar yapmaya , hayvanlar için gereken hizmetin sağlanması adına büyük şehir belediyeleri ile yaptıkları protokoller ile büyükşehir belediyelerinin devasa bakımevlerine götürmek bahanesi ile kayıt altına alma zorunluluğu kalmadan hayvan toplayarak , çöplüklere, ormanlara, dağ başlarına, kırsala ve hatta başka ilçelere hayvan atarak buna da çözüm bulduklarını düşündüler.
Hayvanlar atıldıkları yerlerde üreyip eskisinden daha fazla sayıda şehir içlerine dönmeye başlayınca bunun da çözüm olmadığını gördüler.
Şehir dışlarında , gönüllülerinin gözlerinden ve kamunun vicdanından uzak yerlerde ‘’devasa yaşam alanları kurmak’’ bahanesi ile hayvanları ait oldukları şehirlerden sürgün etmenin yolunu aramaya başladılar. Bir bakımevinde maliyet getirmesin diye açlığa , pisliğe mahkum ettikleri 10 tane hayvana bakamayan belediyeler, bu sözde yaşam alanı özde sürgün ve ölüm kamplarını kurup orada milyonlarca hayvana ‘’ misler gibi bakacaklarına' inanmamızı istediler!
Hayvanların atıldıkları yerlerde perişanlık içinde açlık, soğuk , sıcak, susuzluk ve hastalıklar içinde zulüm görmeleri bu zulümleri yapan kanun tanımaz belediyeler ve göz yuman vicdansız belediye başkanları sıklıkla medyanın da gündeminde yer buldular.
Bu gidişe dur diyemiyorduk çünkü belediye başkanlarını görev ihmalinden dolayı yargı karşısına çıkartmak İçişleri Bakanlığının soruşturma iznini gerektiriyor ve mümkün olmuyordu.
Ayrıca 5199 sayılı kanun TCK kapsamında olmadığı ve belediye başkanlarına idari yaptırım ve ceza içermediği için, başta kısırlaştırma olmak üzere kanunun ana maddesi yerel yönetimlerce uygulanmadı.
Belediyeler üzerinde idari yaptırım gücü olan bir merci de yoktu. Bunun yolunu açmak için 2005 yılından itibaren muteber STK’lar ve aktivistler kanunda eksikler olduğunu ve düzenlemeler gerektiğini dile getirmeye başladılar.
Bu sırada belediye başkanları da kendilerini ‘’bu yükten’’ kurtarmaları için hem kendi partilerine hem T.B.B'ne ,hem de hükümete baskı yapıyorlardı.
Biz ne zaman hayvanlara tecavüze , şiddete TCK suç kapsamında ceza gelsin dediysek, eski adı ile Orman ve Su İşleri, yeni adı ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bürokratları, bazı milletvekilleri, bazı siyasiler, hemen 'krizi fırsata çevirmek üzere' ortaya çıktılar.
Türlü kılıflar ve kelime oyunları ile 5199 sayılı kanunun hayvanı koruyan ana hükümlerini delmeye esnetip yok etmeye çalıştırlar.
17 YILLIK CAN PAZAR(LIĞ)I süreci de işte böyle başladı.
Her defasında sözde bizlerin taleplerine uygun biçimde düzenlendiğini söyledikleri, sokaklardaki ve hatta evlerdeki hayvanları toplatıp yok etmeye yönelik maddeler içeren taslaklar öne sürdüler.
2012 yılında böyle bir katliam taslağı gündeme getirildiğinde ülke genelinde birçok kesimin desteklediği 40 bine yakın kişinin sokaklara indiği protesto eylemleri yapıldı. Olayların basına yansıması üzerine haberdar olan dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan sayesinde bu katliam tasarısı geri çekildi.
Hayvan hakları savunucuları ve hükumet arasındaki bu can pazarlığı süreci yıllardır kesintisiz devam etti.
Biz hayvanın doğuştan gelen özgür ve adil yaşam haklarını koruyacak maddeler istedikçe , bu yönde çözüm önerileri, taslaklar sundukça , hiç bir konuda doğru dürüst uzlaşamayan siyasi partiler her nasılsa bu konuda can ciğer oldular.
Başta yok etmeye ant içmiş belediye başkanlarını, hayvanı mal gibi üretip satan , dövüş , yarış, turizm, gelenek , görenek adı altında doğasına aykırı şartlara maruz bırakan sömürü lobilerini koruyacak taslaklar hazırlayıp bizlere dayatıp kabul ettirmeye çalıştılar.
Bizim yaşatmak, onların da yok etmek üzere tekliflerimizi sunduğumuz bir CAN PAZARLIĞI yıllardır işte böyle surup gitti.
Bu tekliflerin sonuncusu da Ak Parti Gurup Başkan Vekili Özlem Zengin’in başkanlığında , Hayvan Hakları Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, Tarım Komisyonu Başkanı Kars Milletvekili Yunus Kılıç, Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, İstanbul Milletvekili Serap Yahşi’nin katılımı ile 11 Mart 2021 ‘de Ankara’da Ak Parti Gurup Toplantı salonunda, bize dayatılmaya çalışıldı. Kapalı kapılar ardında STK’ların taleplerine uymayan, içeriği sır gibi bizlerden gizlenen bu teklifi görmeden onaylamamız ve kamuoyu karşısında desteklememizi istediler!
Desteklemedik çünkü biz bu filmi daha önce de görmüştük.
Bu taslağın içeriğinin hayvanları korumadığı, içinde yer alan maddelerin , cezaların , yaptırımların bir caydırıcılığı olmadığı ve sahadan habersiz birkaç bürokrat tarafından siyasi kaygılar ile hazırlandığı ve populadyon sorununa çözüm getirmeyeceği gün gibi aşikardı.
Ayrıca tüm ısrarlarımıza rağmen kamuoyuna ve basına kapalı gerçekleştirilen bu toplantının; ‘’kestikleri bir kırmızı kurdeleyi bile günlerce sosyal medya hesaplarından duyuran’’ hükumet temsilcilerinin sosyal medya hesaplarında dahi yer almamış olması da toplantının ' Stk'lar ile de görüştük' diyerek Cumhurbaşkanımıza sanki sonucun tatmin edici ve tarafımızca onaylanmış gibi yansitilacağı yönündeki endişelerimizi arttırdı.
Bizi bize karşı kullanmaya çalıştılar!
Hayvanlar sömürülmeye, öldürülmeye , işkencelere maruz kalmaya , tecavüze uğramaya , esaret altında yaşamaya ve öldürülmeye , belediyeler, başkanları ve bağlı oldukları siyasi partiler semirmeye devam ediyor. Bize göre en kutsal ve doğuştan gelen hak olan yaşam hakkı PAZARLIK konusu olamazdı, lakin karşımızdakiler tüccar zihniyetliydi.
Tek çözüm Sn. Cumhurbaşkanı’nın aktivistler ve STK ’lar ile bizzat kendisinin görüşmesidir.
Hayvan severler ve yaşam hakkı savunucuları cephesinde hükumete karşı büyük bir güven kaybı oluştuğunu ve bunun sonucunun sandığa da ciddi etkiler ile yansıyacağını belirteyim.
20 milyonuz. Bu %10 demektir Peki kalan 65 milyonun tümünün mevcut hükumete oy vereceği kimse garanti edebilir mi? Hayır!
Ama belediye vahşetlerine , toplu hayvan katliamlarına, görev ihmallerine Bakanlık iznine gerek olmadan yargı yolu açmayan, insandan hayvana yönelik şiddet, tecavüz ve öldürme olaylarına en az 6 ay kesin hapis cezası vermeyen üstelik evdeki hayvan sayısına kısıtlama, sokaktaki hayvanı sürgün etme yolu açan bir kanuna 20 milyon hayvan severin oy vermeyeceğini ben garanti ederim.
Yaşam hakkı siyaset üstü bir meseledir ve hayvan severler bunu özümsemiş insanlardır. Bu nedenle hayvanı kim kayırırsa siyasi görüşlerini bir yana atarlar ve oylar ona gider. Sözün özü;
Hayvanı hor gören iktidarı zor görür!