İstanbul
DOLAR18.8303
EURO20.2516
ALTIN1132.5

14 milyon emekli, intibak sorunları var, yıllardır çözülmedi

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
14 milyon emekli, intibak sorunları var, yıllardır çözülmedi
Abone ol
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "14 milyona yakın emeklimiz var. 14 milyon emekli, intibak sorunları var, yıllardır çözülmedi.

Emekli, büyümeden pay almıyor. Kanun çıkardılar, Türkiye büyüyebilir ama emekli bu büyümeden pay almayacak diye kanun çıkardılar. Yüz karası bir kanundur ve bütün emekli kardeşlerime şunu söylerim: Açık ve net beni eleştirebilirsiniz ama benim de sizi eleştirmeye hakkım var. Ekonomik büyümeden emekliler pay almasın diye kanun çıkaranlara oy verirseniz, benim iki elim yakanızda olur"

-"Sadece bir tekil adaya, şahsım kafalarına oy istemek Cumhuriyet Halk Partisi'nin kitabında yoktur. Bunu herkesin bilmesi lazım. Zaten bizim arkadaşlarımız da böyle bir şeyi asla kabul etmezler, CHP'nin genlerine aykırıdır bu zaten. O kafa, malum saray kafasıdır, ülkeyi bu hale getiren de maalesef onlardır. Bu saraylılar farklı bir şeyi bilmedikleri için sabah, öğle, akşam 'adayınızı açıklayın, adayınızı açıklayın' diye bağırırlar. Okadar ki, bazı köşe yazarları 200'ün üstünde yazı yazdı adayınız kim diye"

-"CHP; sadece bir adaya oy istemeyecek, dar bir anlayışla, dar bir siyasal anlayışla da oy istemeyecek, bir zümrenin çıkarı için de oy istemeyecek. CHP, yepyeni bir anlayışla, yepyeni bir sisteme oy isteyecek. CHP, adaya oy istemeyecek, güç birliğine oy isteyecek"

-“Ey dünya; insanımız, senin ucuz işgücün değildir. Ülkemiz, senin mülteci kampın değildir. Toprağımız, senin çöp depolama alanın değildir. Mahallerimiz, senin uyuşturucu baronlarının fink attığı bataklıklar değildir. Bu karanlığa asla ve asla mahkum değiliz ve mecbur da değiliz… Unutmayın, dünyaya sesleneceğiz o vizyon toplantısında. ‘Ey dünya’ diyeceğiz, ‘seninle rekabet etmeye geliyoruz. Teknolojide, sanayide, eğitimde, insan haklarında, kadın haklarında, özgürlüklerde, demokraside, hayvan haklarında, çevrecilikte, iyi olan her şey ile rekabet etmeye geliyoruz.’ Ey dünya; sana da sesleniyorum, sen de 3 Aralık’ı bekle”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
Slogan atmadan dinlerseniz çok daha mutlu olurum. Çünkü zamanımız son derece sınırlı. Beni dikkatle dinlemenizi isterim. Her grup toplantısının topluma bir mesaj vermek için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bizi sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy verenler dinlemiyor. Sade vatandaş, her hangi bir partili olmayan ama sandığa gittiği zaman elini vicdanına koyup, oy kullanmak isteyen vatandaş da bizi dinliyor. O nedenle ben grup toplantılarında Türkiye'deki bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; hangi partiden, hangi görüşten olursa olsun, bu güzel coğrafyanın neresinde yaşarsa yaşasın.

Çok ciddi sorunların olduğunu biliyorum ama bu sorunların hiçbirisi çözümsüz değil. Bütün sorunları akılla, bilgiyle çözmek mümkün. Dürüst, çalışkan bir anlayışla, halkı düşünerek bütün sorunları çözmek mümkün. Ne diyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyeti kurarken? "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" diyordu. Evet, cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir.

Yani bu topraklarda hiç kimse kendisini kimsesiz hissetmesin. O nedenle bana gelen talepler çok fazla. Emekliler bizden bahset diyor, çiftçiler bizden bahsedin diyor; taksi şoförleri, kamyon şoförleri, tır şoförleri bizden bahsedin diyor. Sanayiciler dertliyiz, esnaf dertliyiz, bizden söz edin diyor. Siz söz edin ki, siz anlatın ki, belki birileri duyar da sorunları çözme makamında olanlar belki bu sorunları çözerler diyorlar. Evet haklılar. İşsizinden tutun memuruna kadar, işçisinden tutun efendim çiftçisine kadar her kesimin bir şekliyle sorunları var.

Emekliler aramızda. Emekli kardeşlerime şunu söyleyeyim değerli arkadaşlarım, gerçekten de ciddi bir sorun. 14 milyona yakın emeklimiz var. 14 milyon emekli, intibak sorunları var, yıllardır çözülmedi. Emekli, büyümeden pay almıyor. Kanun çıkardılar, Türkiye büyüyebilir ama emekli bu büyümeden pay almayacak diye kanun çıkardılar. Yüz karası bir kanundur ve bütün emekli kardeşlerime şunu söylerim: Açık ve net beni eleştirebilirsiniz ama benim de sizi eleştirmeye hakkım var. Ekonomik büyümeden emekliler pay almasın diye kanun çıkaranlara oy verirseniz, benim iki elim yakanızda olur onu söyleyeyim.

Emekli kardeşlerim; 14 milyon kişisiniz, 14 milyon... Türkiye'nin büyümesinden pay almayacak bir sınıf olarak siz tarihe geçtiniz ve bu tarihi yazanlar parlamento çatısı altında el kaldırdılar emekliler büyümeden pay almayacak diye. İtiraz eden bu kardeşinizdi. Emekliler de bizim insanlarımız. Onlar çalıştılar, onları ürettiler, onlar alın teri döktüler, onlar Türkiye'nin büyümesine katkıda bulundular. Şimdi siz geldiniz, biz size büyümeden pay vermeyeceğiz diye kanun çıkarıyorsunuz. Akıl alacak şey değil. Ama emekli olup da AK Parti'ye oy veren vatandaşıma bu çerçevede vicdanını bir kez daha sorgula diye seslenmek isterim.

Emeklilerin yüzde 80'i açlık sınırının altında aylık alıyor. Emekli ikramiyesi için verdiğim mücadeleyi bütün emekliler bilirler. 2018'de 1000 lira verdiler, 2022'deyiz. 100 lira artırdılar sadece. 2018'in 1000 lirası ile 2022'nin 1000 lirası aynı mı acaba? Bütün emekçi kardeşlerime seslenmek isterim, aynı mı acaba?

Ayrıca bazı bankaların emeklileri var, mesela Vakıfbank emeklileri. Bunlara ikramiye bile ödenmiyor. Bu sorunların tamamını Allah nasip ederse çözeceğiz. Emeklilerin sorunlarını çözeceğiz. Emekli, bu ülkenin caddelerinde onuruyla gezecek, cebinde parasıyla gezecek, torunu geldiğinde bayram harçlığını rahatlıkla verecek, komşusunu ziyaret edecek, kahveye gidip arkadaşına yeri geldiğinde çay da, kahve de ısmarlayabilecek. Emekli kardeşlerim; bunu bir tarafa yazın, iktidar değişiminde göreceksiniz.

Toplumun her kesiminde sorun var. Eczacılar geçen yürüdüler, 81 ilden geldiler ve 20.000 kişiyi aşkın bir eczacı gurubu yürüdü. Evet, onların da sorunları var. Toplumun elit bir kesimi, eğitim görmüş, üniversite bitirmiş bir kesimi ve hepimiz hayatımızın bir evresinde mutlaka eczacıyla karşı karşıya geliriz. Reçeteyi veririz, ilacımızı alırız. Eğer bunlar sorunlarını çözmek için bu kadar uzun süredir bekliyor ve artık bu beklemenin sonunda 20.000 kişi Ankara'da toplanıp miting yapıyorsa, yürüyüş yapıyorsa, bir sorun var demektir.

Eczacı kardeşlerime de sesleniyorum: Sizin bütün sorunlarınızı biliyorum, raporlar elimde, hepsini biliyorum, sizin raporlarınız da elimde, onları da biliyorum. Burada dillendirmek istemem uzun uzun ama bir şeyi bilmenizi isterim. Sizin sorununuzu da emeklilerin sorunu gibi çözülmesi zor olan bir sorun değildir. Sizin de hakkınızı teslim edeceğiz. Emekliler gibi eczacılar da bu ülkede güler yüzle gelen her vatandaşa hizmet edecek. Bundan da hiç kimsenin endişesi olmasın.

Efendim, toplumun her kesiminden talep geliyor gerçekten de; ne olursunuz bizden de söz edin, bizim sorunlarımızı da dile getirin diye. Fahri Kur'an kursu öğreticileri... Bunlar da "neden bizden söz etmiyorsunuz, biz çalışıyoruz ama hakkımız teslim edilmiyor" dediler. "Zor koşullarda çalışıyoruz, biz de kadro istiyoruz" dediler. Hatice Taşdemir, Kamu Çalışanları Hak Sendikası Konfederasyonu'nun başkanlığında bir toplantı düzenledi. Daha sonra bir toplantı yapıldı 17 Eylül'de Ulus'ta yapıldı. 25.000 fahri Kur'an kursu öğreticisi var.

Hatice kardeşimizin yaptığı açıklamayı aynen okuyorum değerli arkadaşlarım: "Fahri Kur'an kursu öğreticiliği yapmak için yılda iki kez KPSS ve din hizmetleri alan bilgi testi ve mülakat puanı istiyorlar. Hem yazılı hem puan sözlü giriyoruz" diyor. "Kış dönemi 9 ay görev yapmak için yine KPSS ve din hizmetleri alan bilgi testine giriyoruz. Mülakat yapılıyor, göreve başlıyoruz. 9 ay görev yaptıktan sonra, 9'uncu ayın sonunda bize istifa et diyorlar ve biz istifa ediyoruz. Yaz dönemi 2 ay görev yapmak için yeniden aynı sınavlara giriyoruz, mülakata tabi tutuluyoruz. 2 ayın sonunda yeniden istifa edin diyorlar ve biz yeniden istifa ediyoruz. Biz, devletimize güvenmek istiyoruz. Biz çalışıyoruz niye bize kadro verilmiyor" diyor.

Baktım, Bahçeli'den tutun pek çok siyasetçi bu konuda açıklamalar yapmış; efendim işte Diyanet İşleri ile görüşüyoruz, şununla görüşüyoruz, bununla görüşüyoruz, kadro vereceğiz merak etmeyin diye. Aradan geçmiş yıllar, hâlâ sözde kalmış. Ama ben bu kardeşlerime sesleniyorum: Fazla zaman kalmadı zaten, 6-7 ay sonra iktidar olduğumuzda göreceksiniz kadronuz sizin hakkınız, hakkınızı size teslim edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, her şeyin başı bilgidir. Bilgisiz bir toplum olmaz. Bilgiyi üreten insanlar vardır. Onlar düşünen ve sorgulayan insanlardır. Bilginin üretildiği yerin adı üniversitedir. Eğer üniversiteler bilgi üretirse, o ülke çok hızlı büyür, yeni buluşlara, yeni gelişmelere imza atar. O nedenle bilim insanları dünyanın her yerinde el üstünde tutulan insanlardır ve dünyanın her yerinde bilim insanlarına saygı gösterilir. Bilim insanı doğru söylediği için değil, bilim insanı sorulması gerektiği soruyu sorduğu için çok değerlidir. Yani sorgulayan bir kültürden gelir. Aksi halde bilim insanı olamaz. Bilim insanı hepimize, toplumun her kesimine katkı verir ve insanı yücelten temel faktör bilimdir. Bilimi ve aklı iktidar yaptığınız zaman zaten sorunları çözebilirsiniz. Bu çerçevede bakmak lazım.

Farabi, "erdemlerin en büyüğü bilimdir" demiş. Yunus Emre, "ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin, ha nice okumaktır" der. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" der. Dolayısıyla bilim değerlidir.

Bu girişi yapmamın nedeni şu: Boğaziçi Üniversitesi... Değerli arkadaşlarım, Boğaziçi Üniversitesi hepimizin gözbebeği olan bir üniversitedir. O üniversiteye kaydınızı yapmak için üniversite sınavlarında yüksek puan tutmanız gerekiyor. Ama bir dönem bir kanun hükmünde kararname çıkardılar. "Üniversite hocaları kendi rektörlerini seçmesin, ben atayacağım" dedi ve üniversitelerde rektör atamaları bir kişinin iradesiyle olmaya başladı.

Bakın değerli arkadaşlarım, özellikle geçmiş seçim döneminde AK Parti'ye ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime seslenmek isterim: Siz mahallemizin muhtarını seçiyorsunuz, belediye başkanınızı seçiyorsunuz, milletvekilini seçiyorsunuz, cumhurbaşkanını seçiyorsunuz; eğitim düzeyiniz ne olursa olsun ve nerede yaşıyorsanız yaşayın, oyunuzu kullanıyorsunuz. Demokrasi... Ama dediler ki, "efendim, üniversite hocaları kendi rektörlerini seçemez." Niçin? Niçin seçemez? Demokrasiye olan farklılığı, yaklaşımındaki farklılığı göstermek için bu örneği verdim. Muhtarı seçmek için gidiyoruz, doğrusu odur, muhtarımız seçiyoruz. Üniversite hocaları da kendi rektörleri seçsinler? "Hayır, seçilmeyecek, ben atayacağım" diyor ve Boğaziçi Üniversitesi ciddi bir sorunla karşı karşıya. Aylardır aynı sorun yaşanıyor. Bir rektör atadılar, rektör bir süre sonra ayrıldı. İkinci rektörü atadılar, o hâlâ koltuk peşinde, dekanlar atıyor. O üniversitede bırakın rektörlük yapmayı, o üniversitede profesörlük unvanını alabilecek yetenekte olmayan kişiyi getirip rektör yaptılar.

Değerli arkadaşlarım; bir kişi kendisine birden fazla koltuk ayarlar, üç ayrı koltuğa oturmaya kalkarsa, o kişi bilim insanı değildir. Neden diyorum bilim insanı değildir? Kişi gücünü koltuktan almaz, koltuğa güç verir. Eğer siz gücünüzü koltuktan almaya başlamışsanız, "ben buraya otururum, her türlü zulmü yaparım" dediyseniz, siz bilim insanı olamazsınız. Bilim insanı olmak çok farklıdır. O nedenle üniversitelerimize gözümüz gibi bakmak zorundayız. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı üniversiteler olabilmeli. Üniversiteler bilim üretebilmeli. Siz bunu yapmadığınız takdirde, üniversite hocalarımız dışarıya gidiyor. Görevden alıyorsunuz keyfi olarak... Mahkemeye gidiyor, başvuruyor, göreve iade; bir daha görevden alıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım; bir üniversite hocasına üç ay süreyle üniversiteye girmeyeceksin diye karar alınıyor. Akıl mı, mantık mı, neresinde bunun? Olacak şey değil ama o hocalarıma da sesleniyorum, Türkiye'deki bütün üniversite hocalarıma da sesleniyorum: Devlette liyakat dediğimiz zaman, aynı zamanda üniversitelerde de liyakat olacaktır. YÖK denen 12 Eylül darbe hukukunun ürünü bir kurum kaldırılacaktır, gerçek anlamda üniversiteler özgür ve özerk kuruluşlar olacaktır.

Değerli arkadaşlarım; önümüzde bir vizyon toplantısı var, yani bir vizyon zirvemiz var. Bunu yapacağız. Bir sefer bütün milletvekili arkadaşlarımı, bütün vatandaşlarımı bu vizyon toplantısına davet ediyorum. Tabi belediye başkanı arkadaşlarımızı da davet ediyoruz. Peki, bu zirvede yol arkadaşlarımıza neyi anlatacağız? Arkadaşlarımıza halkın huzuruna çıktıklarında ne için oy isteyeceğimizi anlatacağız. Bir daha ifade edeyim: Arkadaşlarımız, vatandaşın, halkın huzuruna çıktığında, ne için oy isteyeceğimizi onlara anlatacağız. Şunu önceden bir sefer ifade edeyim. Sadece bir tekil adaya, şahsım kafalarına oy istemek Cumhuriyet Halk Partisi'nin kitabında yoktur. Bunu herkesin bilmesi lazım. Zaten bizim arkadaşlarımız da böyle bir şeyi asla kabul etmezler, CHP'nin genlerine aykırıdır bu zaten. O kafa, malum saray kafasıdır, ülkeyi bu hale getiren de maalesef onlardır. Bu saraylılar farklı bir şeyi bilmedikleri için sabah, öğle, akşam "adayınızı açıklayın, adayınızı açıklayın" diye bağırırlar. Aslında ne kadar zavallı bir duruma düştüklerini bütün toplum bir şekliyle görüyor.

Değerli arkadaşlarım; o kadar ki, bazı köşe yazarları 200'ün üstünde yazı yazdı adayınız kim diye. Yalvarıyorlar açıklayın adayınızı diye. Zavallı durumdalar bunlar, gerçekten acınacak durumdalar bunlar. Bakın değerli arkadaşlarım, geçenlerde Erdoğan çıktı ve bir vizyon konuşması yaptı ya da bir vizyon açıkladı diyelim. 2,5 saat tek başına kürsüdeydi, 2,5 saat başka kimse yoktu. Çünkü başka bir kişiyi asla istemez, "her şeyi ben bilirim ve her şeyi ben yaparım" der tek kişi. Devleti tek kişiye teslim ettiğinizde, vizyonu da tek bir kişi oturur, açıklar; kimse de itiraz edemez ona bizim dışımızda. Biz yeri geldiğinde doğruları söyleriz. Doğruyu her zaman söylemek, Cumhuriyet Halk Partililerin temel görevidir. Biz böyle bir anlayışla yarının Türkiye'sini zaten inşa edemeyiz. Bir kişiye devlet teslim edildiğinde, yarının Türkiye'sini inşa edemezsiniz, kendi geleceğinizi inşa ederseniz.

Sevgili yol arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi, sadece bir adaya oy istemeyecek. Cumhuriyet Halk Partisi dar bir anlayışla, dar bir siyasal anlayışla da oy istemeyecek. Cumhuriyet Halk Partisi, bir zümrenin çıkarı için de oy istemeyecek. Cumhuriyet Halk Partisi, yepyeni bir anlayışla, yepyeni bir sisteme oy isteyecek. Cumhuriyet Halk Partisi, adaya oy istemeyecek, güç birliğine oy isteyecek, gücümüzü temerküz ettireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi, oyları daha iyi bir yaşam için isteyecek, daha adil bir düzen için isteyecek, yeni bir Türkiye hayali için isteyecek, yeni bir siyasal ve aynı zamanda siyaset üstü bir anlayışla oy isteyecek vatandaştan. Çünkü biz sadece ülkeyi krizden çıkarmak için oy istemiyoruz. Bir daha ifade edeyim: Biz sadece Türkiye'yi yaşadığımız ekonomik krizden çıkarmak için oy istemiyoruz. Bundan sonra ülkemizi yapısal krizlerden koruyacak sistemi getirmek için geliyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. 50 yıldır ekonomik krizi bir diğeriyle değiştirdik, 50 yıldır bu ülkede hep ekonomik krizler var.

Bu ülke yoruldu arkadaşlar, gerçekten de yoruldu; o krizden bu krize, o krizden bu krize... Türkiye'yi buradan çıkarmamız lazım ve biz bu krizleri sonsuza kadar bitirmek için geliyoruz. Bunu bütün arkadaşlarımın bilmesini isterim; yeni bir nefesle geliyoruz, neyin düzgün, neyin doğru olduğunu bilenlerin nefesleri ile geliyoruz. Yani vatanseverlerle birlikte geliyoruz ve inanıyorum ki bu insanlarımızla, bu sarayların kötülüğünü yok edip, galip geleceğiz, birlikte galip geleceğiz.

Çok çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz. Çok çalıştık ama ilham da aldık. İnanın mutluyum ülkemiz için, umutluyum ülkemiz için, geleceğimiz için umutluyum, evlatlarımız için umutluyum. Umutluyum, umudumu besleyen benim mutluluğum. Umudu ve mutluluğu beraber yaşatmak zorundayız. Neden biliyor musunuz? Bunları gördükçe biz daha iyisini yapabiliriz gücü irademizde ortaya çıkıyor. Evet, biz çok daha güzelini, çok daha şıkını yapabiliriz ve bütün insanlarımızı kucaklayabiliriz ve bu ülkenin topraklarında krizi tümüyle yok edebiliriz. Kucaklaşmayı, sevgiyi, saygıyı yeniden inşa edebiliriz. Bu toplum hasletlerine yeniden geri dönecektir. Bundan hem umutluyum hem de mutluyum bunları ifade ederken.

Tabii sizi İstanbul'a davet ederken, dünyaya da seslenmek isterim ve ey dünya demek isterim. İnsanımız senin ucuz iş gücün değildir. Bu ülkenin insanı, senin ucuz iş gücü insanın değildir, ülkemiz senin mülteci kampın değildir, toprağımız senin çöp depolama alanın değildir, mahallelerimiz senin uyuşturucu baronlarının fink attığı bataklıklar değildir. Bu karanlığa asla ve asla mahkum değiliz ve mecbur da değiliz.

Dünyaya seslenip şunu söyleyeceğiz: İyice bak diyoruz. Seninle rekabet etmeye geliyoruz. Unutmayın, dünyaya sesleneceğiz. O vizyon toplantısında ey dünya diyeceğiz, seninle rekabet etmeye geliyoruz, teknolojide rekabet etmeye geliyoruz, sanayide rekabet etmeye geliyoruz, eğitimde rekabet etmeye geliyoruz; insan haklarında, kadın haklarında, özgürlüklerde, demokraside, hayvan haklarında, çevrecilikte iyi olan her şeyle rekabet etmeye geliyoruz.

Ey dünya! Sana da sesleniyorum, sen de 3 Aralık'ı bekle diyorum. 


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Özel Bireylerin Eserleri SergilenecekÖnceki Haber

Özel Bireylerin Eserleri Sergilenecek

Antalya’dan üçüncülükle döndüSonraki Haber

Antalya’dan üçüncülükle döndü

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar